30 Mart 2009

NEYDİ... NE SANDIK?



sizi yıllarca,
küresel emperyalist sermayenin uşaklığına
mahkum etmek isteyen güçlere karşı ;
ben türküm; türk esir olmaz,
ben türküm; türk devletsiz olmaz,
ben türküm; türk bayraksız olmaz,
ben türküm; türk ezansız olmaz ,
ben türküm; türk hürriyetsiz olmaz diyorsunuz .
diyeceksiniz...

"Derdimiz kuru sevda değil kara sevda"

"Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz"

"Ben milletim uğruna adamışım kendimi"

"Bir doğrunun imanı bin eğriyi düzeltir."

"Zulüm azrail olsa hep hakkı tutacağım."

"Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir."

Muhsin Yazıcıoğlu

video

"Yiğidim aslanım ha gayret hele
Gaflet üstümüzde kalmasın böyle
İmanla yatıp kalk, ihlasla söyle
Kutlu mesaj verilmeyi bekliyor.
Ölü dünya dirilmeyi bekliyor.

Bizi bekler esir olmuş ülkeler
Bizi bekler yetim kalmış ülkeler
İmdat diye haber salmış ülkeler
Boş mabetler girilmeyi bekliyor.
Ölü dünya dirilmeyi bekliyor."
Şiir : Abdurrahim Karakoç


"Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,

İyi insanlar, iyi atlara binip gitti.."

O bizi bir büyük birliğe çağırıyordu,
biz partisine oy istiyor sandık.
ve hayalini kurduğu o büyük birlik
acısıyla gerçekleşmiş oldu.

K®HAN
boş mabet, büyük birlik, ölü dünya

27 Mart 2009

SONSUZLUĞA...


yüzyılın en büyük temizlik harekatı
sürerken
tertemiz bir dava adamını şehit vermek,
uğruna öldüğü bu ülkeye
elbette çok şey düşündürecek.


yıllar önce yazdığı şiiri
onun yerine veda ediyor ülkesine
;


..........
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerimi
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum...

Muhsin YAZICIOĞLU

müsbet milliyetçilik ile
kafatasçılığı birbirinden ayırt etmiş,
12 eylül öncesinden kinle değil
ders alarak sevgiyle çıkmış
nadir vatanseverlerdendi .

Allah Rahmet eylesin,
mekanın cennet olsun.
elveda Muhsin abi...


K®HAN

anne-oğul Yazıcıoğlu

"Siyasal kadrolarını çok aşan bir etki alanına sahip... Fanatizmin tehlikesini görüp toplumsal yaşamımızda, Türklerle Kürtler arasında barış ve kardeşliğin esas olması için ilk mücadeleyi verenlerden. Kardeş kavgasının önlenmesinde onun sağlam karakterinin ve sağlıklı önderliğinin payı büyük. Kendi siyasal segmentini merkeze taşıma konusunda ilk ciddi çabalar ondan geldi."
(Doç.Dr. Psikiyatr Erol Göka)

24 Mart 2009

DİLEK KUYUSU



sabahtı,
birkaç asker alıp götürdü babamızı
ve yıllar geçiyor haber yok...

suçu neydi
nereye götürüldü?
o gün bu gündür göremedik.
veda bile edemedik.
sağ mı, yoksa öldü mü?
nereye gömüldü?
bilemedik.

şimdi asit kuyularına
kemikleri için
dilekçe veriyoruz.
..................

onlar masumdular.
suçlu olanları da siz akladınız.
mahkeme suçlu buluncaya kadar
herkes masumdur.
yargılanmadılar.
zanlı olmak suçlu olmaksa eğer
şimdi siz zanlısınız.
ne alırdınız?


teröre,

faili meçhullerle,
suikastlerle karşılık veremezsiniz.
köy yakamazsınız.
bir gemi dolusu teröristin içinde
bir tek masum bulunsa
o gemiyi batıramazsınız.
siz terör örgütü değilsiniz.
siz devletsiniz, şanlı ordusunuz.
öyle ki,
dünyanın dört bir yanında
kurşunlara hedef olmak istemeyen yabancılar
bayrağımızı kalkan yapıyor.
çünkü o bayrağın tarihinde aman diyene
kılıç kaldırmayan bir millet yatıyor.

siz,
bu milletin düşmanına reva görmediğini
kendi insanına yaşatmışsınız.

ve biz ibret için,
dünyaya sığmayacak hesabınızın,
sığdığı kadarının görüldüğünü,
saltanatının devamı için
her yolu mübah görenlerin
defterinin dürüldüğünü
görmek istiyoruz.

diliyoruz.

siz: aydın geçinen....
biz: cahil bilinen....

K®HAN

18 Mart 2009

HEROES


kahramanlık hikâyeleri uydurmak maharet ister evet.
ama pek de zor değildir hani
esası da yoksa tarihinizde 

-ki olmadığı uydurukçuluklarından bellidir-
dilediğiniz gibi uydurursunuz.

gerçek kahramanlardan bahsedecekseniz eğer,
iş değişir.
sadece maharet yetmez çünkü
kelimeler kifayetsiz kalır; yürek de ister.

evet,
gerçek kahramanlıkları hakkıyla övebilen
hiç değille bir kahramandır
ve belki daha fazlası…

işte şimdi,

tarihinin, kim olduğunun ve asıl gayesinin,
farkında olan kahramanlar
bir bir kalemlerini kuşanıyorlar yeniden
lakin,
söz konusu Çanakkale Kahramanları olduğunda
hâlâ O konuşur, bütün kalemler O'nu dinler ve
yukarıdaki iddiamıza da kendi bizzat delil teşkil eder.



Çanakkale Şehitlerine
.........
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bucihât..
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy



"ordunun zaferini başa vermek ve o başın kusurunu koskoca bir orduya yüklemek, binler hayırları bir tek hayra indirmek ve bir tek kusuru binler kusur yapmaktır."


meçhul asker
eğer tüm bu kahramanlık payesi 
tek bir askere verilecekse,
o ancak meçhul asker olabilir.
ki yaralı düşman askerini 
kucağında taşımak gibi bir insanlığı
bu dünya bir daha görmemiştir.
öyle büyüktür ki yaptığı iş; 
yıllardır kaidesi boş durur da,
heykeli hala dikilememiştir.
@korhanya


K®HAN

14 Mart 2009

O BiZi ÖLDÜRMEDEN



Bardağın dibinde hazır çorbanın son kalıntıları duruyordu.
Kaşığı kullanarak onlara ulaşmaya çalıştım.
Kanalların arasında bir Judo filmi görünüp kayboldu.

Herkes sıkılmıştı.
Kendilerini oluşturan kümenin elemanı olmayan
üçüncü çoğul şahıslardan ilgi ve
belki biraz da sevgi görmek istiyorlardı.

"Televizyonu kapatayım mı?" diye sordum.
Cevap gelmedi.
Televizyonu kapattım.

Tea-Rex "Televizyonu neden kapattın?" diye sordu.
Kapatmadan önce sormuştum oysa.
Sincap ona dönerek "Televizyon öldü" dedi.

Hepsi televizyonun bu ani ölümüne çok üzülmüştü.

Televizyonun beklenmedik ölümü üzerine
herkesi bir araya toplayarak
aşağıdaki konuşmayı yapmayı uygun buldum;

Dostlarım sizleri buraya emektar televizyonunuzun ani ölümünü tartışmak üzere topladım. Aslında açık konuşmak istiyorum, kendisi vakit hırsızı kötü bir dosttu. Ama zaten hangimiz mükemmeliz ki?"

"Biliyorsunuz mükemmel insan arayışı Uzakdoğu kültürünün büyük bir parçasıdır. Bir açıdan belki tamamıdır, hatta kendisidir.
*(1)

"Jigaro Kano
*(2) diyor ki; "Mükemmel insana ancak ruh ve bedenin sistematik eğitimi ile ulaşılabilir. Eğitim ruh ve beden mükemmel bir uyum içerisinde çalışana kadar sürer."
*(1)

"Bu arayış doğuya doğru hareket ederek, Hollywood Sineması'na malzeme oldu. Kültür sanayileşme sürecine girdi. Kendi müzik ve moda akımlarını yarattı."

"Buradan Avrupa'ya, Orta Asya'ya ve diğer ülkelere doğru yayıldı."

"Birçok insan kültürün kaynağını görmek için Uzakdoğu'yu tatil programlarına dahil ettiler. Gelir seviyesi buna yetmeyenler ise post-modern sinema örneklerini izlediler. Döngünün tamamlanması gerekiyordu. Böylece tamamlandı."

"Ancak Hollywood döngüsünden yüzyıllarca önce doğunun 'mükemmel insan arayışı' ipek ve baharat yolunu kullanarak batıya doğru hareket etmiş ve Anadolu'ya girmişti"

"Bu anlayış, Anadolu'daki İslam anlayışında gözle görülür bir bozulmaya neden oldu. İnsanlar Kuran'ın insana bakışını bir kenara bırakarak dünyada mükemmelliği yakalamanın peşine düştüler. Hatta bu arayışı yücelttiler."


"Yarattığı kulu yaratandan daha iyi kim tanıyabilir? O bizim mükemmel olmadığımızı biliyor ve bizden mükemmel olmamızı da istemiyor."

"İnsan unutkandır, unutur. İslam insanı unuttuğundan sorumlu tutmaz. Namaz kılmayı unuttuğunuzda, kılmadığınız namaz için günah yazılmaz. Oruçlu iken unutarak yediğiniz yemek de orucunuzu bozmaz."

"Demek ki, Allah'ın insandan istediği hiç hata yapmaması değildir. Allah'ın istediği insanın gururunu yenerek yaptığı hatayı kabul etmesidir."

"Şeytan kendisinden insana secde etmesi istendiğinde bunu yapmamıştı. Ardından yaptığı hatayı gururuna yediremeyerek af da dilemedi ve kovuldu. Şeytan kulaklarımıza gururlu olmayı fısıldıyor. Hz. Adem ve Hz. Havva ise gururlarını yenerek yaptıkları hatayı kabul ettiler ve af edildiler."

"Tasavvuftaki, Allah'a ölmeden ulaşmak isteği gerçekle ve insanın yaratılışıyla bağdaşan bir istek değildir. Bu istek insanı aşar. Hiçbir insan her ibadetini aynı konsantrasyon içerisinde tekrarlayamaz. Bazen namazda insanın aklına en olmadık düşünceler gelebilir. Bunlar bile Allah (cc) katında namazın bozulması, kabul edilmemesi için sebep değildir. Namazın farzlarının yerine getirilmesi bir namazın kabulü için yeterlidir."

"Hata yaptığını kabul etmek insan olduğunu kabul etmektir. İnsan hata yapmasın isterseniz, insanı hayattan soyutlamanız gerekir. Kendisine tasavvuf ehli diyen insanlar da ancak bu şekilde, kendilerini hayattan soyutlayarak hatadan arındırmışlardır. Bu da Allah'ın istediği bir "yol" değildir." Allah bizi birbirimizden soyutlamak isteseydi hepimizi ayrı gezegenlerde de yaratabilirdi. Oysa Allah bizi birbirimiz ile de sınıyor.

"Hatalarını zayıflık olarak görmeye başlayan kişi kendisini yanlış bir yola sürükler. Bu yanlış yolda da gene Uzakdoğu'nun etkilerini görürüz. Usta - Çekirge ilişkisinden izler taşıyan bu etkilenmenin öznesinde, kendisini mükemmelliğe ulaştırması, mükemmellik ile kendi arasında köprü kurması için, kendisinden daha yüksek konumda gördüğü insanlara tabi olan kişiler vardır. Bu kişiler Allah'tan (cc) başka her türlü tabi olunanın Allah'a (cc) eş koşmak olduğunu bilmezler. Onlar Allah'ın (cc) kulu ile arasında hiçbir aracıyı kabul etmediğinden habersizdirler."

"Allah kendisine günde 5 defa ibadet etmemizi, bunun dışındaki vakitte ise çalışmamızı ve hoşa gidecek işler yapmamızı istiyor. Allah bizden insan olmamızdan fazlasını istemiyor. Allah kendisi ile kulu arasına aracılar sokmuyor. Allah bize taşıyamayacağımız yükler yüklemiyor. Allah bize pratik uygulaması olan, insana uygun bir din armağan ediyor. Dini kendisine zorlaştıranın durumu ne kötüdür."



Bu sözlerin ardından aralarından ayrıldım.
Belki arkamdan düşüneceklerdi.
Belki de televizyonun gerçekten ölmediğini fark edecek
ve geceyi kanepenin üzerinde geçireceklerdi.
Belki bir gün televizyonu kendileri öldüreceklerdi.
Ya da televizyon bir gün hepimizi öldürecekti.


.........

*(1)
Profesör Jigaro Kano (28 Ekim 1860-1938) Kodokan Judo'nun kurucusu.
*(2)
Kaynak : "Kodokan Judo", Jigoro Kano 1986 ISBN 0-87011-681-9 Kodansha International.



12 Mart 2009

CENNETI SATINALMAK !

vaktiyle nurdangencel.blogspot.com'da,

Nurdan Gencel dedi ki...
Bir boşluğu doldurmaz marka, kendi boşluğunu yaratır, zaten kimse de kimsenin yerini dolduramaz.

K®HAN dedi ki...

çoğu zaman markanın açtığı boşluğu,
o markayla satılan ürün de dolduramaz.
sandırılana aşık olur, olanla yetinirsiniz.
bu mudur?

Nurdan Gencel dedi ki...

Budur ama genelde yetinme değil yetinememe durumu hakimdir denebilir:)

K®HAN dedi ki...

doğru,
kanaat az bulunur bir erdemdir.
insanın taleplerinin tam karşılığı ne yazık ki dünya da yok.
satıcılar dünyayı satarken cenneti gösterir.

dedi.
yetinmedi,
ve bir k
aç resimle pekiştirmek istedi.

10 Mart 2009

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ çok açık...

yaratıldığında insan,
mutluluk pakete dahildir kardeşler.
mutluluğu aramak için gönderilmedik yani buraya
asıl mesele muhafaza etmek...
öyle olsa gerek.

paha biçilmez bir mücevher olduğu için
onu taşımak kolay değildir haliyle.

evet, düşmanı pek çoktur.
lakin, onu kendimizden koruyabilirsek
sonsuza dek parlamaya devam edebilir.

inanıyorum.
........

küçük yaşta annesini kaybetmişti pollyanna
babası rahipti
ve mutluluğu korumanın yolunu kızına öğretmişti.
mutluluk oyunu....

pollyannacılık,
bir çocuğun yapabileceği kadar kolay
bir yetişkinin yapamayacağı kadar zor bir oyundur.

ama ne başka bir formülü vardır bu işin
ne de üretilebilmiştir.
pollyannacılık
tek yoldur.

bir bardağın yarısı doluysa o bardağa dolu demek....
çok zordur.

"biri uydurmuş işte
altı üstü bir hikayedir anlatılır"
diyebilirsiniz.

uydurulmuş ya da yaşanmış farketmez benim için.
eğer uymuşsa,
ben yaşanıp yaşanmamış olduğuna hiç bakmam.

bütün semavi dinlerin özüne bakınız
göreceksiniz,
polyannacılık olarak isimlendirilen teknik
aslında bir ilahi öğretidir.
ne yazık ki bu da kimilerine göre bir hikaye(!)dir.



bu yazı mesela bir hikaye kitabı tavsiyesi olabilir.
ama cocuklar için değil... bizim için!
pollyannacılığı unutan ya da hor gören
biz ,bu dostsuz dehşetli helaket
ve felaket zamanın insanları için.

bakın ben kitap okumam.
yok, okurumam derken
populer kitap takipçisi olmadığımdan bahsediyorum.
yoksa hem okurum hemde daha fazla okumak için
okuma kampları olsa mesela
katılırım.

okumadığım bir kitaptan bahsetmek istiyorum yeri gelmişken:)
şu çılgın türkler....

sensin çılgın!

çılgın
n. lunatic, crazy, mad, frenzied, insane, demented, crackpot, bats, nutty; nut, nutter

lunatic
i. deli, çılgın

crazy
s. çıldırmış, çılgın, deli, mecnun; derme çatma; salak, aptalca; karmaşık

yıllardır hindi(turkey)lik yaptık,
böyle derme çatma; salak, aptalca bir şey görmemiştik.

şimdi bu kitabın içinde ne yazarsa yazsın koca bir sıfırdır.
hayatı görünenden ibaret sayan biri için
yaptıklarımız ancak çılgınlıkla açıklanabilir evet
ama sunulamaz.

"baba ve piç" için bişey diyemiyorum.
ayarlanabilir bir tebiyeye sahip değilim ki
ne karşılık vereyim.

neyse kardeşler çok konuştuk
çay yok kahve yok.
huzurlarınızdan,
mutluluk üzerine yazılmış bir hikaye ile çekiliyorum;


Anlatılır ki, kralın biri çok mutsuzmuş…
Ne yapılsa, nasıl yaşasa, bir türlü mutlu olamıyormuş…
Kralın bu derdini bilen bilge bir kişi, ona şu tavsiyede bulunmuş:

“Bütün ömründe hep mutlu olmuş,
hiç üzülmemiş bir adamı bulup, onun gömleğini giyiniz… tek yolu budur…”

Ülke didik didik edilmiş, ama
“Ben hep mutluyum.” diyen bir adama rastlanmamış…

Tam vazgeçerlerken, bir dağ başında buldukları garip bir çoban,
“Evet “ demiş, “Ben hep mutluyum.
Mutsuz olduğum hiçbir zamanı hatırlamıyorum!”

Kralın adamları çok sevinmiş… Tekrar tekrar sormuşlar:

- Gerçekten hep mutlu musun?

- Mutsuzluk diye bir şey tanımadım.
vaaay!!!

bu cevap üzerine çobana durumu anlatmışlar
ve tabii ki hemen bir gömleğini istemişler.

işte o an,
Garip çoban çok mutsuz olmuş ve büyük bir üzüntüyle,
“Benim hiç gömleğim olmadı ki” demiş…

evet eşeklik etmiş.
kralın adamlarının bu mutsuzluktaki payı ise
eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmekmiş.

hikayenin ana fikri ise
"reklamcıların yaptıkları eşşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmekten başka birşey değildir."
mişşş :)

bitmiş.

K®HAN
aptalca, bir sen bir ben bir de bebek, deli, derme çatma, Eleanor H. Porter, karpuz kabuğu,

8 Mart 2009

ZAMANA KONULMUŞ BİR 'MiM'

Tarih Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi…
Fil Vak`asından elli veya elli beş gece sonra.
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
Mekke`de mütevâzî bir ev, günlerden Pazartesi.
Vakit, seher vakti....



varlık alemi yokken ilk önce,
O'nun nuru var edilir.
ve sonra herşey O'nun nurundan...

var oluşuyla; kainatın tohumu,
ve kainat ağacının en mükemmel meyvesidir.

O, yeryüzünde;

süpürge elinde hanımına yardım eden,
gökyüzünde;
varlık aleminin bittiği yere yükselip
Rabbiyle görüşen
bir insandır.

O, Varedenin sevgilisidir.

Mim ise;

dedesi tarafından, gökte Hak,
yerde halk övsün niyetiyle konulmuş

O'nun en bilinen isminin baş harfidir.

Mim, bundan daha derin ve daha öte,

ve daha güzel
ve daha sevgili bir görev edinmemiştir.


o sabah doğmak,
zamana konulmuş bir Mim olmak
ve son kez temize çekmek zamanı.
insanlığa ebediyetin anahtarını sunmak
ve geride, daha önce hiç olmadığı kadar
yaşanası bir dünya bırakmak....


belki de,
elyordamıyla, kulaktan dolma,
deneme yanılma,
yalan yanlış yaşadığımız hayatlarımıza
bir MiM koyup,

çok okuduğumuz(!), iyi bildiğimiz
(!),
yakından tanıdığımız
(!)
Muhammed(S.A.S)i yaşamanın vakti
çoktan gelmiştir.

öyleyse tebrik edin birbirinizi
bu gece mevlid kandilidir.

K®HAN


2 Mart 2009

MiM

Arkadaşlardan biri bize bir mim kondurmuş.

ben burda öğrendim mimlenmek nedir?
onu da tam öğrendiğim söylenemez.
çünkü aslı nedir bilmiyorum.

ama en azından anladığımız kadarıyla
mimlenmiş olmanın gereğini
yapmak gerekir diyorum.
zira benim anladığım;
bu işin bir davet yönü var
ve bize de davete icabet yakışır.

bir eylem olarak "mim"i
ben ilk defa lise sıralarındayken
tarih öğretmenimin ağzından duydum.
ve peşinden de bir gümleme.... :)

tahtaya asılı duran bir haritada
sorduğu şehri bulamadığı için
arkadaşımızın kulağından tutup
"bak işte burdaymış....
buraya bir mim koyalım da unutmayalım" diyerek
kafasını o noktaya vurmuştu
ve rihter ölçeğiyle orta şiddette bir sarsıntı ....

evet orta şiddetteydi,
zira sınıfta can ve mal kaybı olmadı fakat
korku ve panik yaşandı :)

mimle ilgili bu pek nahoş hatıra yüzünden belki,
bu blog mimine cevap yazacağım ammaa,
başka arkadaşlarımı mimlemiyciim.

illa da mimlenmek isteyen varsa
haritadan yer beğensin :)
ee öğretmenin etkisi büyüktür öğrenci üzerinde.


eveeet,
sevgili beenmaya,
gelelim sana.
:)
yani mimden anlamıyoruz diye
böyle de olmaz ki canım.
öyle evet,
pas böyle atılmaz ki.
tribündekiler mimlenen zatın üzerine tıklayınca
verilen pası naklen takip edebilmeliler.
yoksa ben böyle mime mim demem :)

hayatımda alığım ilk mim
böyle mi olacaktı canım!
sadece ismimizi kızartıp bırakmışsın.

sen kavşağa birkaç isim yaz,
ok işareti koyma...
olmaz ki ama!

ben mesela,
en çok tanınan 100 şahsiyet arasında değilim ki!

blogum mesela,
ben önce gireceğim diye millet birbirini tıklamıyo ki!

hem attığın pasın akibetini merak eden blog camiası
ve hatta alem-i internet
yapacağımız teknik, estetik ve de fannntastik şovları
naklen takip edemeyecekse,
ne anladık biz bu mimden...
....
dii mi ama !?

bloğu olan birine hiç bir kusur, eksik göstermeyeceksin.
aynen afiş olursun, dünya alem duyar.
Allah muhafaza.


gelelim mim konumuza;

sevdiğiniz blog özellikleri nedir?

el cevap:

ayna gibi ama kusur yansıtmayan, saade, rahat, güleryüzlü, özgür ve cesur, teknik, estetik ve de fantastik :) sıfır kibirli, yüksek moralli, ortaşekerli blog severim.

aralarda her ne kadar "ve" olsada,
bu vasıflardan birinin bulunması bile
o bloğu sevmek için yeterlidir.
"veya"dır onlar veya.
askerlik yapmış olanlar tercih sebebidir.
sınıfa baktım, şu an birtek ben varım da o yüzden :)


harf olarak Mim ise
görünenden çok ötedir.
bilenler bilir...

K®HAN