10 Mart 2009

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ çok açık...

yaratıldığında insan,
mutluluk pakete dahildir kardeşler.
mutluluğu aramak için gönderilmedik yani buraya
asıl mesele muhafaza etmek...
öyle olsa gerek.

paha biçilmez bir mücevher olduğu için
onu taşımak kolay değildir haliyle.

evet, düşmanı pek çoktur.
lakin, onu kendimizden koruyabilirsek
sonsuza dek parlamaya devam edebilir.

inanıyorum.
........

küçük yaşta annesini kaybetmişti pollyanna
babası rahipti
ve mutluluğu korumanın yolunu kızına öğretmişti.
mutluluk oyunu....

pollyannacılık,
bir çocuğun yapabileceği kadar kolay
bir yetişkinin yapamayacağı kadar zor bir oyundur.
evet, bir bardağın yarısı boşsa 
o bardağa dolu demek....çok zordur.

lakin başka bir formülü de yoktur bu işin,
mutluluk için 
pollyannacılık tek yoldur,
işte formül budur.


"biri uydurmuş işte
altı üstü bir hikayedir anlatılır"
diyebilirsiniz.

uydurulmuş ya da yaşanmış farketmez benim için.
eğer uymuşsa,
ben yaşanıp yaşanmamış olduğuna hiç bakmam.

bütün semavi dinlerin özüne bakınız
göreceksiniz,
polyannacılık olarak isimlendirilen teknik
aslında bir ilahi öğretidir.
ne yazık ki bu da kimilerine göre bir hikaye(!)dir.



bu yazı mesela bir hikaye kitabı tavsiyesi olabilir.
ama cocuklar için değil... bizim için!

pollyannacılığı unutan ya da hor gören biz...
bu dostsuz samimiyetsiz 
dehşetli ahir zamanın insanları için.

bakın ben kitap okumam.
yok... okumam derken,
populer kitap takipçisi olmadığımdan bahsediyorum.

yoksa hem okurum hem de daha fazla okumak için
okuma kamplarına katılırım mesela ;)


neyse kardeşler çok konuştuk
çay yok, kahve yok.
huzurlarınızdan,
mutluluk üzerine yazılmış bir hikaye ile çekiliyorum:


anlatılır ki, kralın biri çok mutsuzmuş…
ne yapılsa, nasıl yaşasa, bir türlü mutlu olamıyormuş…
kralın bu derdini bilen bilge bir kişi, ona şu tavsiyede bulunmuş:

“bütün ömründe hep mutlu olmuş,
hiç üzülmemiş bir adamı bulup, onun gömleğini giyiniz… tek yolu budur…”

ülke didik didik edilmiş, ama
“ben hep mutluyum.” diyen bir adama rastlanmamış…

tam vazgeçerlerken, bir dağ başında buldukları garip bir çoban,
“evet“ demiş, “Ben hep mutluyum.
mutsuz olduğum hiçbir zamanı hatırlamıyorum!”

kralın adamları çok sevinmiş… tekrar tekrar sormuşlar:

- gerçekten hep mutlu musun?

- mutsuzluk diye bir şey tanımadım.

vaaay!!!

bu cevap üzerine çobana durumu anlatmışlar
ve tabii ki hemen bir gömleğini istemişler.

işte o an,
garip çoban çok mutsuz olmuş 
dudaklarını bükmüş ve büyük bir üzüntüyle,
“benim hiç gömleğim olmadı ki” demiş…

hikaye böyle...
demek ki çoban hiç televizyon seyretmiyormuş :)
kralın adamlarının bu mutsuzluktaki payı ise
tabii ki, eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmek olmuş.

hikayenin ana fikri ise
"reklamcıların yaptıkları 
eşşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmekten başka bir şey değildir."
mişşş :)

bitmiş.

K®HAN
aptalca, bir sen bir ben bir de bebek, deli, derme çatma, Eleanor H. Porter, karpuz kabuğu,

7 yorum:

Last Station dedi ki...

bardagin dolu tarafini gormek nasil bir sey? mesela israil filistin'i vururken, aaa bir kac tane yasayan cocuk var deyip mutlu olmak gibi bir sey mi?

polyannacilikta bir yere kadar korhancim. insan bazen mutsuz da olabilmeli...

Arzu Pınar dedi ki...

reklamcıları, cennetteki yılana dönüştürmüşsün :)

K®HAN dedi ki...

last station,
"pollyannacılığı unutan ya da hor gören
biz"
öncelikle hoş geldiniz :)

"bir yetişkinin yapamayacağı kadar zordur demiştim."
şimdi seni örnek olarak gösterebilirim :)

pollyannacılık yaşanan hiçbir zorluğa üzülmemek demek değildir ki,
kaybedilen için üzülmenin kararını bilebilmektir.yaşanan kötülüğün içine gizlenmiş olan güzelliği görerek üzüntüden çıkış yolunu bulabilmektir.
bardağın yarısının boş olmasının acısı dolu tarafının sevinciyle söndürülebilir.

yaşanan acı öldürmüyorsa güçlendirir diye bir söz duymuş olmalısın.

filistin olayı Alem-i islam için acı bir olaydı fakat sanırım aklımızı birazdaha başımıza getirdi ve güçlendik.
bunlar güzelliğe giden yolda ödenen bedellerdir ki
sen de bilirsin biz, çanakkale gibi çok bedeller ödedik.
bil ki orada hayatını kaybedenler bizden daha rahat ve ebedi hayatlarında bizden daha avantajlı durumdalar.
asla o günlere dönmek istemeyiz ama zamanın ne getireceği bilinmez.
bir gün böyle bir fırsat karşıma çıkarsa ıskalamayacağımdan emin olabilirsin.

ölümü bir yok oluş, karanlıklı bir son olarak gören için ise,
pollyannacılık hakkında bir sözümüz yoktur.
zira onların tekniği bellidir.

insan bazen mutsuz olabilmeli sözünü haklı buluyor,
insan umutla umutsuzluk arasında yüzü umuda dönük bir yer tutmalı olarak algılıyorum.

karamsarlık da bir yere kadar pleysteyşıncığım :)

teşekkür ediyorum.

aysema dedi ki...

Soru:

Aptalca mutlu mu olacağız? Olumsuzu görmeyeceğiz-duymayacağız-söylemeyeceğiz!

Akıllıca mutsuz mu olacağız? Olumsuzlukları da görüp-duyup-söyleyeceğiz.

Düzelmesi için çorbaya biraz da biz mi tuz katacağız?

Bir insanın on gömleği varken, diğerinin -bilmiyor diye- gömleğinin olmayışına mutluluk mu diyeceğiz?

Yoksa hakça paylaşım olsa daha çok mu mutlu olacağız?

Ne dersiniz?

Sevgilerimle...

K®HAN dedi ki...

arzu pınar,
evet reklamcılar eksiklerinin altını çizer seni mutsuz eder.
satın alırsan geçer.

alabilirsen
ve aldığın reklamda sunulanla aynıysa tabiii.

sürekli karpuz kabuğunu hayal ettiğimde ben yediğimden hiç bir tat alamıyorum.
eşeklik işte :)

reklamcılık olmasın mı yani diyorsan,
varsın olsun fakat biz isteyince bakalım onlar isteyince
-filmlerin ortasına yazıların arasına sokuşturduklarında- değil.

gazete dergi okuma
televizyona bakma.
anlamı çıkardıysan; iyi ettin.
zira ben söyleyemiyorum ama
uyguluyorum :)

teşekkür ederim.

K®HAN dedi ki...

aysema,

inanın herbirinize ne kadar teşekkür etsem azdır.

şu sorduğunuz sorular zamanımızın cevabı olan ama bulunamayan bulunsa inanılamayan soruları.

çobanın ihtiyaçlarını çoban belirlemeli.
çevre faktörü - ki bunda en büyük pay gizli ve açık reklamlarındır- size ihtiyacınız olanı değil fazlasını satmak için çabalarlar.

kişide kanaat ve iktisadın bozulmasının en önemli sonucu moral bozukluğu değil midir?

Nurdan Gencel dedi ki...

evet:)