30 Ocak 2009

BUNU SİZ İSTEDİNİZ



siz,
kampanyalar, mitingler düzenlediniz,
nerede bir kanayan yara varsa
kendi halinize bakmadan,
din, dil, ırk farkı gözetmeden,
varınızla, yoğunuzla, zekatınızla, kurbanınızla
dünyaya el uzattınız.
fakirdiniz, cömertlikte rekorlar kırdınız.
yazdınız, çizdiniz.
savaş durdu ama devam etti duanız.
velhasıl,
kim olduğunuzu hatırladınız,
ve tüm dünyaya hatırlattınız

sonra başbakanınızı
dünya barışı konusunda
batınen kof, zahiren mutantan,
aslen içi boş, görünüşte tantanalı
davos diye bir yere çağırdılar,
o da gitti.
olanları da seyrettiniz.
ne yapsın isterdiniz?
......

alınan bu tavır
doğruysa da, değilse de,

sorumlusu sizsiniz

çünkü bunu siz istediniz.


dünyanın gözü önünde
ağzınız kapatılmak istense de,
ısrarla mazlumdan yana olarak
fosfor bombalarına bedel
ve onlardan daha aydınlık
bir ramazan topu patlatmak...

bunu siz başardınız.

tebrikler Türkiye
ve tebrikler halis niyetimizi görüp
bize güvenen ve desteğini bizden esirgemeyen
Alem-i islam.

K®HAN

Erdoğan :" Yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim.
bu sözü bir yerden hatırladınız mı?


Diplomaside öfke ve kibir


Diplomasi tarihinde ender rastlanacak ve unutulmayacak bir olay yaşandı. Eşit konumdaki iki konuşmacıdan birisine 25 diğerine 12 dakika süre verildi. Kısa konuşma süresi verilen ve cevap hakkı engellenen Sayın Erdoğan birinci bölümdeki soğukkanlılığını değiştirdi, ağır ve hüküm içeren bir konuşma yaparak salonu tek etti. Daha sonra Sayın Erdoğan basın toplantısında tepkisini panel moderatörünün âdil davranmaması ile ilgili olduğunu söyleyerek köprüleri atmadığını belli etti. Mamafih Sayın Simon Peres de hemen arayarak özür diledi.

Daily Telegraph gazetesinin başlığı: “Türk lider, İsrail Cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmadan hışımla çıktı.” şeklinde. Ve şu ifadeleri: “İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ülkesinin son bir ayda Gazze’ye yaptığı saldırıyı hararetle savunmuş ve sesini yükseltip parmağını sallayarak, Erdoğan’a her gece İstanbul’a füze atılsa ne yapacağını sormuştu. Yanıt vermeye çalışan Erdoğan’ın sözü kesildi. O da ‘Konuşmama izin vermediğiniz için bir daha Davos’a geleceğimi sanmıyorum’ diyerek kalktı ve konferans salonundan çıkıp gitti.” şeklinde konuyu özetliyor.
..........

Klasik diplomatlara göre bir haksızlık varsa ve söz verilmediyse tepkinin sadece bir açıklama ile olması yeterlidir.

Sonuç aldırıcı bilimsel diplomasi ise krizi fırsata dönüştürecek beden dilinin kullanılmasıdır.’

Bilimsel diplomaside amaç sorunu çözmek ise diplomatik dil ve üslup için “Diplomat gibi hem hikmetli hem nazik, çocuk kadar hem saf hem de ısrarcı olabilmek” amaçlanmalıdır.

Niyet’in bilimsel bir kategori olduğu anlaşıldıktan sonra iletişim teknikleri yeniden yazılmaya başlandı.

Çünkü niyet ‘Non verbal comminication’ olarak tanımlanan iletişim biçiminde beden dili şeklinde ses tonu, konuşmalardaki eşik altı vurgulara, mimik ve jestlere yansıyarak dinleyicilerin beyinlerinde ayna nöronları harekete geçiriyor ve etkileme gücü artıyor.

Beden diline iletişimin %70-80’ini oluşturan duygusal aktarım ayağı da denebilir.

Büyüklerimizin ‘Samimiyetin dahi kerameti vardır’ telkini bilimsel olarak artık doğrulanıyor.
........

29 Ocak 2009 Davos, dünyanın İsrail propagandasını fark etmesini sağlayacak bir kırılma yaşattı. Dünya Yahudilerine her istediklerinin kendi menfaatlerine olmadığını anlatmak ve dünyanın geri kalanları ile adil bir ilişki kurmaları zaruretini öğretmek için iyi bir fırsat yaşıyoruz.

Sayın Erdoğan’ın son konuşmayı yaparken bacak bacak üstüne atması, mütevaziliği terk etmesi, kararlı ve tutarlı konuşması yerinde idi. Eğer salonu terketmeseydi büyük bir hata yapabilirdi.

İçinde öneri olan kontrollü, haklı ve mantıklı gerekçelere dayalı öfkeli tavır içtenlik içeriyorsa ancak bilimsel olarak ikna edici ve ciddiyeti çağrıştırıcı etkisi ortaya çıkar.

Sayın Erdoğan’ın tavrı diplomasi’de olgu olarak değerlendirilecek sonuçlar çıkaracak niteliktedir. Mazlumların onurunu koruyan bu tavır son çare olarak ve yerinde kullanılırsa etkili olmaya devam eder.

İletişim psikolojisi açısından eleştirilebilecek tek yönü ‘Ben dili yerine sen dili’ kullanmasıdır.

Ben bu duruştan İsrail içindeki barış isteyenlerin elinin de güçlendiğini düşünüyorum.

’Dünyanın desteğini kaybediyoruz, yalnızlaşacağız, değer verdiğimiz şeyleri kaybedeceğiz’ diyen barışcıl ve laik İsrail toplumu özeleştiri yapabilirse Ortadoğu ve dünya barışı için ümitlenebiliriz.

Sayın Erdoğan’ın içinde öneri olan bu öfkesi ancak alkışlanabilir.

prof. NEVZAT TARHAN
ntarhan@gmail.com


Diplomasi

...............
Doğrusu, Türkiye’nin dünyadaki bütün cinayetlerin, katliamların hesabını sorabilecek, ezilenlerin hakkını savunacak bir ülke haline gelmesini çok isterim.
Ama buna, Davos’ta Peres’e kızmak yetmiyor.
Bunun için önce kendi evini düzeltmen gerekiyor.
Kendi ülkendeki cinayetlerin de hesabını sorman gerekiyor.
Faili meçhul cinayetler nedeniyle yargılanan birine madalya vermemen gerekiyor.
............
Ahmet Altan - 31.01.2009


samimiyetin kerameti :

Evet, velâyetin (evliyalığın) kerâmeti olduğu gibi,
niyet-i hâlisanın dahi kerâmeti vardır. Samimiyetin dahi kerâmeti vardır. Bâhusus lillâh için olan bir uhuvvet (kardeşlik) dairesinde ki kardeşlerin içinde, ciddî, samîmi tesânüdün (dayanışmanın) çok kerâmetleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemâatin Şahs-ı mânevîsi bir velî-i kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta (ilahi yardımlara) mazhar olur.
İşte ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'ân'da arkadaşlarım! Bir kal'ayı (kaleyi) fetheden bir bölüğün çavuşuna bütün şerefi ve bütün ganîmeti vermek, nasıl zulümdür, bir hatâdır; öyle de, şahs-ı mânevînizin kuvvetiyle ve kalemleriniz ile hâsıl olan fütuhâttaki inâyâtı (zaferlerdeki yardımları), benim gibi bir bîçareye veremezsiniz!
Alem-i islam, birliktelik, davos, diplomasi, erdoğan, fosfor bombası, ittihat, iyi niyet, keramet, peres, ramazan topu, samimiyet, son dakika, uysal koyun, yumuşak başlı, şahsı manevi

21 Ocak 2009

Ben BARACK HUSSEIN OBAMA



ben Barack Hussein Obama,
kendisine 60 yıl önce
lokantada hizmet verilmeyen
bir adamın oğluyum.

gün görmüş yaşlı bir teyze gibi,
sen bu akılla fazla yaşamazsın.
sus evladım...
konuşma...
diyesim geldi dün
ABD nin yeni başkanı Barack Hussein Obama'nın
yemin törenini izlerken.
amerikanın pek değişmez
- görünenden daha derin- bir siyaseti vardı,
ve değiştirmeye çabalayanlar fazla yaşamamışlardı.
aynen bizdeki gibi...
başkan Kennedy'i hatırlayınız.

peki neydi beni böyle düşündüren?

pek çok sebep var.
umduğumdan daha da çok...

ABD tarihinde 270 yıl kölelik,
350 yıl ırk ayrımcılığından sonra
geçmişte otobüste oturma hakkı olmayan bir siyah adam
amerikanın en ayrıcalıklı koltuğuna oturuyor
bununla kalmayıp yemin ettiği kürsüden dünyaya
''babasına 60 yıl önce lokantada hizmet verilmeyen bir adam
şimdi beyaz saraya çıkarak yemin ediyor
''
diyerek amerika gerçeğini özetliyor.

işte, açık sözlülük ve cesaret.....

birkaç satırın daha altını çizelim;

ABD başkanı olarak görevimi, sadakatle yerine getireceğime
ve elimden geldiği ölçüde ABD anayasasını muhafaza edeceğime,
koruyacağıma ve savunacağıma and içerim.
Allah bana yardım etsin.


Allah bana yardım etsin” ibaresini yemin metninde olmadığı halde kullandı.

Kongredeki törende takdim edilirken, ikinci adı “Hussein” yerine “H” kullanılan ve “Barack H. Obama” olarak tanıtılan Obama,
yemin ederken, “Ben Barack Hussein Obama” diyerek yeminine başladı.

"Müslüman dünyasına seslenmek
istiyorum,
Yeni bir çağı başlatmak istiyoruz.
Karşılıklı çıkarmalarımız ve beklentilerimiz doğrultusunda
işbirliği yapacağımız bir barış çağı..
Artık savaş ve şiddetle bir şeyler elde edeceğini sananların
bizi kandırmasına izin vermemeliyiz.
Yumruğunuzu açın. Elinizi sıkmak istiyoruz.....
Dünya artık değişiyor bizde değişmek zorundayız.
Alçakgönülükle ve şefkatle..."

"Bazıları bizim hedeflerimizi ya da kararlılığımızı sorguluyor,
sistemimizin artık çok büyük planları kaldıracak kadar
kuvvetli olmadığını iddia ediyor.
Ama onların hafızaları kısa vadeli.
Bu ülkenin nerelerden geçtiğini unutmuş gibi görünüyorlar.
Özgür kadınlar ve erkeklerin karar verdikleri zaman
ve ortak hedefler doğ
rultusunda hayal gücü birleştiğinde
cesaretle yola çıkıldığında
neler başarılabileceğini unutmuş gibiler.
Onların ne yazık ki anlayamadığı şey
artık siyasi çatışmalardan uzaklaşmamız gerektiği.
Artık bizi bugüne kadar meşgul etmiş çatışmalar
hedeflerimize ulaşmamızda bize katkı sağlamayacak....
Eğer bunları gerçekleştirebileceksek ilerlemeye devam edeceğiz.
Akıllıca harcayacağız bütçelerimizi ve
bütün çalışmalarımızı gün ışığında gerçekleştireceğiz.
Ancak bu şekilde halkımızın bize inancını pekiştirebilir
güvenini tekrar tesis edebiliriz.

Piyasanın gerektirdiklerini boş verin.
Özgürlüğü yayma ve zenginlik mücadelesi tabii ki hedef.
Ama bu kriz bize bir ders öğretti.
Artık piyasa sadece zengin olanların yanında olursa,
sürdürülebilirlikten bahsetmek söz konusu
bile olmayacaktır.
Artık fırsatları herkese götürebildiğimiz sürece zenginleşebileceğiz
ve bu zenginlik sürdürülebilir kılınacaktır.
Bu sadece sadaka vermek şeklinde olmayacaktır.
Ortak çıkarlarımız doğrultusunda ilerleyip,
herkese bu şartları eşit olarak götürebildiğimiz derecede
büyümeye devam edeceğiz.

Ortak savunmamız söz konusu olduğunda ise
bizler güvenliğimizle ideallerimiz arasında
seçim yapmak durumunda değiliz.
Asla böyle düşünmeyin. Kurucu atalarımız,
bizim sadece hayal edebileceğimiz zorluklarla
karşı karşıya geldikleri zaman,
hukukun üstünlüğü ve insan haklarının
temel alındığı metinleri kaleme aldılar.
Ulusumuza nesiller boyunca kıl
avuzluk etmiş olan ilkeler bunlardır.
Ve biz güvenliğimiz için bu ilkelerden vazgeçmeliyiz gibi
bir düşünce asla ve asla egemen kılınmamalıdır.

Eski nesiller komünizmle, faşizmle mücadele ettiler.
Sadece tanklar ve roketlerle mücadele etmediler.
Ama kararlılıkları ve adanmışlıklarıyla taahhütleriyle
sadece gücün bizi koruyamayacağını anladılar.
Ve istediğimizi yapmak gibi bir lüksümüz olmadığını ifade ettiler.
Gerçekten gücün temelinde güvenlik, inanç, davalarımızın haklılığı,
hukukun üstünlüğü ve insan hakları vardır.
Gücümüz buradan gelir.

Osmanlıların tavırları ise açıklanacağı gibi tamamen müdafaaları ile ilgilidir ve ölçü
“Kuvvet Haktadır” yani haklı olan kuvvetlidir.
(Grenard. a.g.e.. s. 98)

evet,
Obama,
bizim asırlar öncesinden beri bildiğimiz
yakın tarihimizde bize unutturulan,
ve bizim bir çoğunu unuttuğumuz,
ve tekrar hatırlamaya başladığımız,
onların el yordamıyla keşfettiği,
belki deneme yanılmayla geldiği,
insani hak ve özgürlüklerden bahsetti.
bu haklar daha önce amerikan halkına büyük ölçüde tanınmıştı
fakat bu sefer Obama'nın sözleri tüm dünyayı kapsıyordu.

Obama'nın anne ve babası,
babasının yabancı öğrenci olarak geldiği
Hawaii'de tanışmış ve evlenmiş
ve Barack Obama 2 yaşındayken boşanmışlar.
Obama anne ve babası boşandıktan sonra
babasını ABD'ye olan ziyareti sırasında
1971 yılında sadece bir kez görmüş.

ben babasız büyüyen bu yetim çocuğa güveniyorum.

bush'un görevinin sona erişi için şükrediyor,
törende Papaz Rick Warren tarafından yapılan
Allah ona cesaret versin,
şefkati bol ve cömertliği tam olsun.” şeklindeki duaya da
gönülden amin diyorum.

K®HAN

Rosa Parks
Atlı karınca
Karaların yeri neresi
Bu atlı karıncada;
Binmek istiyorum, söyleyin bana.
Güneyde bir kasabada
Beyazlarla karalar
Oturamaz yan yana.
Güneyde trenlerde
Zenci vagonu ayrı,
Otobüste yerimiz en arkada.
Ama atlı karıncada
Yok ki arka sıra.
Hangi ata bineyim
Benim derim kara.

Langston Hughes


15 Ocak 2009

SADE-CE

haksızlıklar karşısında
gerekince ve
gerektiğince tavır alman
gerekirse.

gerekirse,
çocukları yaşatmak için,
terketmen yaşamı.
hazır olman
gerek.

yapman
gereken çok basit.
bilenlerden birini
biraz dinlemen
gerekecek;
.............
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

Nazım Hikmet Ran' ın sanılan
aslında yalcın ergire ait olan ve hatta
dus hekimi 2 isimli kitabının 13. sayfasında yer alan
"basit yaşamak" adıyla da anılan şiiridir,
ancak komik bir şekilde internette
"nazım hikmet" imzası ile forward edilip durur.
burada bu şiir ve komik öyküsü yer alıyor.

neler oluyor şu hayatta yahu diyerek
kıvıralım, inandığımız yalanı doğrultalım.
saftirik beni uyandıran xibalba ya
nasıl teşekkür etsek bilemeyelim. :)
ve konumuza dönelim.


Vatanında ölmeyen iki kere ölür.İ. Habib Sevük

Nazım Hikmet, ölümünden 46 yıl sonra Türk vatandaşlığına yeniden kabul edildi.
iade-i itibar kararı 06 Ocak 2009, salı günkü bakanlar kurulu'nda alındı.

bu gün ise O'nun doğum yıldönümü
.....
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani....

vatanında sade bir mezar istemişti.
vatanına kavuştu lakin,
zannederim sadeliği kaybedecek.
olsun...
hoşgeldin Nazım hikmet
ve iyi ki doğdun.

K®HAN

10 Ocak 2009

BU BİR FIRSATTIR

anlamak için,
bir yetimin gözyaşlarıyla cilalanmış,
perdesiz gözlerinden bakmalı hayata.

ve okşanası saçlarında görebilmeli cenneti.

insanlık adına ve
O En Mübarek Yetimin (s.a.v.) hatırına,
bir yetim sevindirebilmeli…
bu bir fırsattır.
bilmeli…


not: bu liste alfabetik olarak düzenlenmiştir ve yardım kanallarının tamamını yansıtmamaktadır.

K®HAN
SERGİ

2009 kış katliamları sponsoru cocacolla sunar.
ferhatcguter sergilemiş...

9 Ocak 2009

"BRAVO" İSRAİL


düşünüyorum da,
milletimin adı katile çıkmış
her an, her kalabalıkta bir canlı bombayla
ödeşmek isteyen birileri olabilir.

çocuğum eve geç gelse... acaba?...çıldırırım.
çocuk vurdum ben... öç alınabilir.

biri dinimi sorsa...
biri milletimi sorsa...
korkarım yalan söylerim.
nasıl derim ben yahudiyim, israilliyim.
çünkü ben katilim.

judi-grafiti.blogspot.com, bush'un ayakkabıdan kaçışına
"şaşılası refleks" deyince, demiştim;

refleks...

ben tetikte yaşamak diyorum ona.
"zavallı" bush.
zavallı olmak....

ama kimsenin merhametini celb edememek...
ve zavallı tabirini bile aciz bırakmak.
"bravo" bush.
"bravo" israil.

K®HAN

1 Ocak 2009

SEVGİLİYLE GÖRÜŞMEK LAZIM


tüm ısrarlarımıza rağmen,
2008 in gitmesi,
2009 un gelmesi,oturması,
emeklemesi, yürümesi.
birinin sakallı olması, birinin bebek bezi takması.
el kadar sabiden herkesin bi beklentisi olması.
onunda "aha bunu getirdim size... ne sandıydınız" demesi....

hikayedendir tabii.

gerçek;
tek dişi kalmış tavimimizi yenisiyle değiştiririz o kadar
ve zaman akar.
gideni tutamazsın
gelene dur demek bize yakışmaz.
zaten gelir durduramazsın.
yeni yıl bu, yeni klasör değil ki
sağ tıklayıp oluşturamazsın.
ama biz acayip kurgular yapıp,
rakamlara bile yükleriz suçumuzu, günahımızı, umudumuzu.
gönderip unuturuz, bekleyip umarız.

çok kötüsün 2008... hadi bakalım göreyim seni 2009...
......

huyumuz kurusun,
çok pis lafonten'izdir biz.

önümüze ne gelirse
canlı cansız konuştururuz.
bir ayıya tavşan olduğunu itiraf ettirene kadar varmıştır bu.
hem klasiklerimiz bile var bizim;
enflasyon canavarı, van gölü canavarı, trafik canavarı, susurluk ayranı ....

beyamcanın canı yanmış kaavede televizyona doğru artislenerek şöyle demiş;
"o enflasyon canavarını bana bi vercekleeer... bak pamuk gibi olmuyo mu? aazına jghkçjfmın canavarı"

her yıl başında aynı kurguyu -belki espri olsun diye-
yapmaktan bıkmaz usanmayız fakat,
her şakanın altında bir gerçek yattığı da
isveç bilim adamlarının bizden gizlediği önemli bir gerçektir.


bu yüzden ben birşey dilemiyorum 2009 dan
postacıya "sevgilimden aşk dolu bir mektup getir" diye yalvarmak gibi komik birşey bu.

zamanın ne getireceği belli olmaz.
postacınında...

açıp sevgiliyle görüşmek lazım.

K®HAN

ne yazarsam yazayım böyle çizemiyorum ama
bizimciyt'de yaşıyor olmama çoook seviniyorum :)