2 Mart 2009

MiM

Arkadaşlardan biri bize bir mim kondurmuş.

ben burda öğrendim mimlenmek nedir?
onu da tam öğrendiğim söylenemez.
çünkü aslı nedir bilmiyorum.

ama en azından anladığımız kadarıyla
mimlenmiş olmanın gereğini
yapmak gerekir diyorum.
zira benim anladığım;
bu işin bir davet yönü var
ve bize de davete icabet yakışır.

bir eylem olarak "mim"i
ben ilk defa lise sıralarındayken
tarih öğretmenimin ağzından duydum.
ve peşinden de bir gümleme.... :)

tahtaya asılı duran bir haritada
sorduğu şehri bulamadığı için
arkadaşımızın kulağından tutup
"bak işte burdaymış....
buraya bir mim koyalım da unutmayalım" diyerek
kafasını o noktaya vurmuştu
ve rihter ölçeğiyle orta şiddette bir sarsıntı ....

evet orta şiddetteydi,
zira sınıfta can ve mal kaybı olmadı fakat
korku ve panik yaşandı :)

mimle ilgili bu pek nahoş hatıra yüzünden belki,
bu blog mimine cevap yazacağım ammaa,
başka arkadaşlarımı mimlemiyciim.

illa da mimlenmek isteyen varsa
haritadan yer beğensin :)
ee öğretmenin etkisi büyüktür öğrenci üzerinde.


eveeet,
sevgili beenmaya,
gelelim sana.
:)
yani mimden anlamıyoruz diye
böyle de olmaz ki canım.
öyle evet,
pas böyle atılmaz ki.
tribündekiler mimlenen zatın üzerine tıklayınca
verilen pası naklen takip edebilmeliler.
yoksa ben böyle mime mim demem :)

hayatımda alığım ilk mim
böyle mi olacaktı canım!
sadece ismimizi kızartıp bırakmışsın.

sen kavşağa birkaç isim yaz,
ok işareti koyma...
olmaz ki ama!

ben mesela,
en çok tanınan 100 şahsiyet arasında değilim ki!

blogum mesela,
ben önce gireceğim diye millet birbirini tıklamıyo ki!

hem attığın pasın akibetini merak eden blog camiası
ve hatta alem-i internet
yapacağımız teknik, estetik ve de fannntastik şovları
naklen takip edemeyecekse,
ne anladık biz bu mimden...
....
dii mi ama !?

bloğu olan birine hiç bir kusur, eksik göstermeyeceksin.
aynen afiş olursun, dünya alem duyar.
Allah muhafaza.


gelelim mim konumuza;

sevdiğiniz blog özellikleri nedir?

el cevap:

ayna gibi ama kusur yansıtmayan, saade, rahat, güleryüzlü, özgür ve cesur, teknik, estetik ve de fantastik :) sıfır kibirli, yüksek moralli, ortaşekerli blog severim.

aralarda her ne kadar "ve" olsada,
bu vasıflardan birinin bulunması bile
o bloğu sevmek için yeterlidir.
"veya"dır onlar veya.
askerlik yapmış olanlar tercih sebebidir.
sınıfa baktım, şu an birtek ben varım da o yüzden :)


harf olarak Mim ise
görünenden çok ötedir.
bilenler bilir...

K®HAN

27 Şubat 2009

GÜZELLİK REÇETESİ



daha önce hiç güzellik reçetesi yazmamıştım.
haliyle tabii ....
reçete de yazmamıştım.

ehliyet ister, sorumluluk gerektirir,
"yazdım valla"yla olmaz,
hipokrat yemini elzemdir.

ama arkadaşıma yazdığım bir iki cümle
nedense, reçete hükmüne geçmiş....
evet, haddim değil ama

sarfettik gitti.
söz, yaydan fırlayan ok gibidir
yapcak bişey yok.

atmıyorum.
arkadaşım doktordur.
boşa doluya, kuru sıkı sallamaz O söyledi.

ya da ben yakıştırdım "reçete" adını,
hatırlamıyorum.
yalnız
O'nun üstünde denendi.

yan etkisi yok,

doz aşımı zararsız.
şöyle ki;
"tuğlaları üst üste koymak
tekrar değil tesistir" hükmünce
saymadan gönlünüzce uygulayabiliyorsunuz :)


bundan 5 yıl önce filan olsaydı,
söylediklerim havada kalırdı fakat,
japon bilim adamları
-ne kadar uğraştılar bilmiyorum-
güzel sözün, güzelleştirdiğini buldular.

çok zaman geçmedi üstünden öyle,
bilen bilir;
güzel sözlerle güzelleşen sular
mataramataşimasuko laboratuarlarından,
cümle aleme poz verdiler.

inanmayanlar,
-ki onlar genelde metaryalist olurlar-

gitsinler japonlardan sorsunlar.
çünkü benim delillerim mücerret, soyut.
yok yani onlara göre.

ne diyordum?

ha,
anneannem çocukken bana okunmuş sular içirirdi.
japonlar bulmadan çok önce yani.
yok ananem çekik gözlü değildi.

mevlit şekerleri yedim ben.

kesmeşeker....
he evet çayşekeri.



hayatına güzellik kat... korkma, sıfır kalori...
işte,
o sular şekerler
sıradan değildi diyorum;
güzelleşmişlerdi.

neden?
güzelliğin kaynağından gelen,
güzel sözler dinlemişlerdi.

reçetede ne mi yazıyor?
dedim ya
sözler...
güzel sözler.


K®HAN

22 Şubat 2009

OLMAZ DİYE BİRŞEY YOK!

bir okul hayal ediyorum.

gel diyen yok,
git diyen yok,
devam problemi yok.
sorgu yok,
sual yok,
vize yok,
final yok.
haliyle diploma da yok.
sağlık olsun,
zaten gerek de yok.
bir tek amfisi var,
kontenjan sınırı yok.
öğreten var,
öğretmenim diyen yok.
ışığın girdiği her yere uzanabilir sesi,
hayalin bir sınırı yok.
kapısında, “dinleyip dinlememek
öğrenmek isteyenin problemi olsa gerek.” yazıyor.
e başka söze de gerek yok.

işte! hayallerimdeki okul...
bu kadar yokluk içerisinde açılan okul ancak bu kadar olur.
pes yani bu kadar olur.
bundan iyisi...
kayısının öteki teki yani.

baktım zemin müsait,
“ben hayallerimi bu platformda gerçekleştirmeyeceğimde
hollywood stüdyolarına mı kaptıracağım” dedim

açtım gitti..
ve hemen yazıldım.

zira,
evrak isteyen bir prosedürü dee,

bağış bekleyen bir müdürü de
yook.

ta ta ta taam!

ELCHATTABİB
HAYATA TEKNİK DESTEK YÜKSEK OKULU
işte şu gökkubbenin altında görülen derslerden bir iki örnek.

hayırlı uğurlu olsun.

siz de buyurun efenim,
teklif var, ısrar yok.


not: faaliyetteydik aylardır evet.
ne bileyim bir açılış yapmak gerekir diye düşündük.
ama resmi değil...
samimi olsun istedik.
olur inşallah.

K®HAN

1 Şubat 2009

ENAYİYİM BEN (20 lira)


iş dönüşü...

otobüs bekliyorum...

durak biraz kalabalık,

hava hafiften yağmurlu.

hem kalabalığa sıkışmamak,

hem de özlediğim yağmurla
daha yakın olmak için,

biraz dışında,
önünde duruyorum durağın.

otobüsün gelişini kontrol etmek için
gönderdiğim bakışlarımı
geri topladığımda fark ediyorum;
yanıma biri dikilmiş.


selam veriyor,

selam veriyorum….

ve hemen ekliyor;


-beyefendi eğer isterseniz size bunu satabilirim.
uzattığı eline bakıyorum; Yeşil…

para bu … 20 lira olmalı.

-ne bu?.. hatıra parası filan mı?

-yo hayır... bildiğiniz 20 lira....
size bunu 25 liraya verebilirim
.

İyi giyimli biri.
temiz yüzlü… mütebessim ayrıca.
acaba kriz yüzünden mi böyle?....
kriz yüzünden, kriz geçiriyor filan olmasın diyorum.
ya da bende bişeyler var;
kriz değilse "keriz" bir görünüm sergiliyor olabilirim.
zoraki bir gülümsemeyle soruyorum;


-20 lirayı, 25 liraya satıyorsun öyle mi?


-evet .

-alnımda keriz filan mı yazıyor benim?


-yok estağfurullah..
diyor.
ben ciddiyim...
hem size çok uygun ödeme seçenekleri sunabilirim.


-hasbinallaaah.

çattık yahu akşam akşam... deli mi ne!..
diye geçiriyorum içimden,

bir yandan da göz ucuyla geciken otobüse bakarken.


bu "süper" teklifi biraz da sertçe reddetmek için
tekrar dönüyorum…

adam yok!!!!….

duraktaki kalabalığa göz gezdiriyorum...

yok!

durağa otobüs de uğramadı!
durağın yakınlarına filan bakıyorum…

yok yok yok!!!!!!

garip davranışlarımdan insanlar huzursuzlabilir,
bırakıyorum.

kimdi bu? ne yapmaya çalıştı? nereye kayboldu? derken,

birden çantamdaki laptop aklıma geliyor.
yok yok çalınmadı hayır
onu demiyorum.



İşimi gören bir tanesi olduğu halde,
bunu da alıvermiştim.
en son model.
peşin fiyatı 2000 liraydı,

karta çektirdim, 18 ay taksit, 2500 lira ödüyorum....

ve e
vin önünde duran arabam....
satın almak için bankadan 20 000 lira çekmiştim,

karşılığında 25 000 ödüyorum.


neden kızdım ki ben bu adama!???


enayiyim işteee....
alnımda yazsa yeri var.

oran aynı.

bu oranda ve bu derece, enayiyim ben evet.
ve deli sandığım o adam,
ne yazık ki günümüzde
akıllılık olarak değerlendirilen bu hatayı

yüzüme vurmadan,
zihnime kazımıştı
utandırmadan.
..
bu derece akıllı idi
ve bu oranda da nazik.

bir teşekkür bile edemedik.

seyyar bankacı mı?
yok canıım!
var mı böyle bir meslek...
tamam,
bankacı da umudu kesince
ansızın kayboluverir böyle ama,

öyle olsa,
bezdirinceye kadar ısrar etmez miydi?


yoksaa
....
yoksa evliya mıydı!?


-BiTTi-

Şimdi de bu yazının baş tarafı :

şehirde evliyalar kol geziyordu…
.......
abartmayalım...
bu hikaye için bize bir evliya yeter.
ya da evliya gibi bir adam…
hikmetli birkaç söz edecek o kadar.
almak isteyen alır nasihatı.
kimseye hiçbir şey zorla satılmaz.

neyse,
hikayemiz bir durakta başlıyor.
baş rolde de ben varım.
lakin şunu hemen belirtelim;
halihazır durumum senaryodakiyle
aşağı yukarı aynı olmasına rağmen
ben böyle bir olay
hiç yaşamadım.
ve motoorr.

iş dönüşü...

otobüs bekliyorum...

durak biraz kalabalık
,
...........

K®HAN
bankacı, enayi, evliya, hadise, hikaye, hikmet, keriz, kredi, kredi kartı, laptop, lira, mütebessim, nasihat, okumacı, para, şehir evliyaları

30 Ocak 2009

BUNU SİZ İSTEDİNİZ



siz,
kampanyalar, mitingler düzenlediniz,
nerede bir kanayan yara varsa
kendi halinize bakmadan,
din, dil, ırk farkı gözetmeden,
varınızla, yoğunuzla, zekatınızla, kurbanınızla
dünyaya el uzattınız.
fakirdiniz, cömertlikte rekorlar kırdınız.
yazdınız, çizdiniz.
savaş durdu ama devam etti duanız.
velhasıl,
kim olduğunuzu hatırladınız,
ve tüm dünyaya hatırlattınız

sonra başbakanınızı
dünya barışı konusunda
batınen kof, zahiren mutantan,
aslen içi boş, görünüşte tantanalı
davos diye bir yere çağırdılar,
o da gitti.
olanları da seyrettiniz.
ne yapsın isterdiniz?
......

alınan bu tavır
doğruysa da, değilse de,

sorumlusu sizsiniz

çünkü bunu siz istediniz.


dünyanın gözü önünde
ağzınız kapatılmak istense de,
ısrarla mazlumdan yana olarak
fosfor bombalarına bedel
ve onlardan daha aydınlık
bir ramazan topu patlatmak...

bunu siz başardınız.

tebrikler Türkiye
ve tebrikler halis niyetimizi görüp
bize güvenen ve desteğini bizden esirgemeyen
Alem-i islam.

K®HAN

Erdoğan :" Yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim.
bu sözü bir yerden hatırladınız mı?


Diplomaside öfke ve kibir


Diplomasi tarihinde ender rastlanacak ve unutulmayacak bir olay yaşandı. Eşit konumdaki iki konuşmacıdan birisine 25 diğerine 12 dakika süre verildi. Kısa konuşma süresi verilen ve cevap hakkı engellenen Sayın Erdoğan birinci bölümdeki soğukkanlılığını değiştirdi, ağır ve hüküm içeren bir konuşma yaparak salonu tek etti. Daha sonra Sayın Erdoğan basın toplantısında tepkisini panel moderatörünün âdil davranmaması ile ilgili olduğunu söyleyerek köprüleri atmadığını belli etti. Mamafih Sayın Simon Peres de hemen arayarak özür diledi.

Daily Telegraph gazetesinin başlığı: “Türk lider, İsrail Cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmadan hışımla çıktı.” şeklinde. Ve şu ifadeleri: “İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ülkesinin son bir ayda Gazze’ye yaptığı saldırıyı hararetle savunmuş ve sesini yükseltip parmağını sallayarak, Erdoğan’a her gece İstanbul’a füze atılsa ne yapacağını sormuştu. Yanıt vermeye çalışan Erdoğan’ın sözü kesildi. O da ‘Konuşmama izin vermediğiniz için bir daha Davos’a geleceğimi sanmıyorum’ diyerek kalktı ve konferans salonundan çıkıp gitti.” şeklinde konuyu özetliyor.
..........

Klasik diplomatlara göre bir haksızlık varsa ve söz verilmediyse tepkinin sadece bir açıklama ile olması yeterlidir.

Sonuç aldırıcı bilimsel diplomasi ise krizi fırsata dönüştürecek beden dilinin kullanılmasıdır.’

Bilimsel diplomaside amaç sorunu çözmek ise diplomatik dil ve üslup için “Diplomat gibi hem hikmetli hem nazik, çocuk kadar hem saf hem de ısrarcı olabilmek” amaçlanmalıdır.

Niyet’in bilimsel bir kategori olduğu anlaşıldıktan sonra iletişim teknikleri yeniden yazılmaya başlandı.

Çünkü niyet ‘Non verbal comminication’ olarak tanımlanan iletişim biçiminde beden dili şeklinde ses tonu, konuşmalardaki eşik altı vurgulara, mimik ve jestlere yansıyarak dinleyicilerin beyinlerinde ayna nöronları harekete geçiriyor ve etkileme gücü artıyor.

Beden diline iletişimin %70-80’ini oluşturan duygusal aktarım ayağı da denebilir.

Büyüklerimizin ‘Samimiyetin dahi kerameti vardır’ telkini bilimsel olarak artık doğrulanıyor.
........

29 Ocak 2009 Davos, dünyanın İsrail propagandasını fark etmesini sağlayacak bir kırılma yaşattı. Dünya Yahudilerine her istediklerinin kendi menfaatlerine olmadığını anlatmak ve dünyanın geri kalanları ile adil bir ilişki kurmaları zaruretini öğretmek için iyi bir fırsat yaşıyoruz.

Sayın Erdoğan’ın son konuşmayı yaparken bacak bacak üstüne atması, mütevaziliği terk etmesi, kararlı ve tutarlı konuşması yerinde idi. Eğer salonu terketmeseydi büyük bir hata yapabilirdi.

İçinde öneri olan kontrollü, haklı ve mantıklı gerekçelere dayalı öfkeli tavır içtenlik içeriyorsa ancak bilimsel olarak ikna edici ve ciddiyeti çağrıştırıcı etkisi ortaya çıkar.

Sayın Erdoğan’ın tavrı diplomasi’de olgu olarak değerlendirilecek sonuçlar çıkaracak niteliktedir. Mazlumların onurunu koruyan bu tavır son çare olarak ve yerinde kullanılırsa etkili olmaya devam eder.

İletişim psikolojisi açısından eleştirilebilecek tek yönü ‘Ben dili yerine sen dili’ kullanmasıdır.

Ben bu duruştan İsrail içindeki barış isteyenlerin elinin de güçlendiğini düşünüyorum.

’Dünyanın desteğini kaybediyoruz, yalnızlaşacağız, değer verdiğimiz şeyleri kaybedeceğiz’ diyen barışcıl ve laik İsrail toplumu özeleştiri yapabilirse Ortadoğu ve dünya barışı için ümitlenebiliriz.

Sayın Erdoğan’ın içinde öneri olan bu öfkesi ancak alkışlanabilir.

prof. NEVZAT TARHAN
ntarhan@gmail.com


Diplomasi

...............
Doğrusu, Türkiye’nin dünyadaki bütün cinayetlerin, katliamların hesabını sorabilecek, ezilenlerin hakkını savunacak bir ülke haline gelmesini çok isterim.
Ama buna, Davos’ta Peres’e kızmak yetmiyor.
Bunun için önce kendi evini düzeltmen gerekiyor.
Kendi ülkendeki cinayetlerin de hesabını sorman gerekiyor.
Faili meçhul cinayetler nedeniyle yargılanan birine madalya vermemen gerekiyor.
............
Ahmet Altan - 31.01.2009


samimiyetin kerameti :

Evet, velâyetin (evliyalığın) kerâmeti olduğu gibi,
niyet-i hâlisanın dahi kerâmeti vardır. Samimiyetin dahi kerâmeti vardır. Bâhusus lillâh için olan bir uhuvvet (kardeşlik) dairesinde ki kardeşlerin içinde, ciddî, samîmi tesânüdün (dayanışmanın) çok kerâmetleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemâatin Şahs-ı mânevîsi bir velî-i kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta (ilahi yardımlara) mazhar olur.
İşte ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'ân'da arkadaşlarım! Bir kal'ayı (kaleyi) fetheden bir bölüğün çavuşuna bütün şerefi ve bütün ganîmeti vermek, nasıl zulümdür, bir hatâdır; öyle de, şahs-ı mânevînizin kuvvetiyle ve kalemleriniz ile hâsıl olan fütuhâttaki inâyâtı (zaferlerdeki yardımları), benim gibi bir bîçareye veremezsiniz!
Alem-i islam, birliktelik, davos, diplomasi, erdoğan, fosfor bombası, ittihat, iyi niyet, keramet, peres, ramazan topu, samimiyet, son dakika, uysal koyun, yumuşak başlı, şahsı manevi

21 Ocak 2009

Ben BARACK HUSSEIN OBAMA



ben Barack Hussein Obama,
kendisine 60 yıl önce
lokantada hizmet verilmeyen
bir adamın oğluyum.

gün görmüş yaşlı bir teyze gibi,
sen bu akılla fazla yaşamazsın.
sus evladım...
konuşma...
diyesim geldi dün
ABD nin yeni başkanı Barack Hussein Obama'nın
yemin törenini izlerken.
amerikanın pek değişmez
- görünenden daha derin- bir siyaseti vardı,
ve değiştirmeye çabalayanlar fazla yaşamamışlardı.
aynen bizdeki gibi...
başkan Kennedy'i hatırlayınız.

peki neydi beni böyle düşündüren?

pek çok sebep var.
umduğumdan daha da çok...

ABD tarihinde 270 yıl kölelik,
350 yıl ırk ayrımcılığından sonra
geçmişte otobüste oturma hakkı olmayan bir siyah adam
amerikanın en ayrıcalıklı koltuğuna oturuyor
bununla kalmayıp yemin ettiği kürsüden dünyaya
''babasına 60 yıl önce lokantada hizmet verilmeyen bir adam
şimdi beyaz saraya çıkarak yemin ediyor
''
diyerek amerika gerçeğini özetliyor.

işte, açık sözlülük ve cesaret.....

birkaç satırın daha altını çizelim;

ABD başkanı olarak görevimi, sadakatle yerine getireceğime
ve elimden geldiği ölçüde ABD anayasasını muhafaza edeceğime,
koruyacağıma ve savunacağıma and içerim.
Allah bana yardım etsin.


Allah bana yardım etsin” ibaresini yemin metninde olmadığı halde kullandı.

Kongredeki törende takdim edilirken, ikinci adı “Hussein” yerine “H” kullanılan ve “Barack H. Obama” olarak tanıtılan Obama,
yemin ederken, “Ben Barack Hussein Obama” diyerek yeminine başladı.

"Müslüman dünyasına seslenmek
istiyorum,
Yeni bir çağı başlatmak istiyoruz.
Karşılıklı çıkarmalarımız ve beklentilerimiz doğrultusunda
işbirliği yapacağımız bir barış çağı..
Artık savaş ve şiddetle bir şeyler elde edeceğini sananların
bizi kandırmasına izin vermemeliyiz.
Yumruğunuzu açın. Elinizi sıkmak istiyoruz.....
Dünya artık değişiyor bizde değişmek zorundayız.
Alçakgönülükle ve şefkatle..."

"Bazıları bizim hedeflerimizi ya da kararlılığımızı sorguluyor,
sistemimizin artık çok büyük planları kaldıracak kadar
kuvvetli olmadığını iddia ediyor.
Ama onların hafızaları kısa vadeli.
Bu ülkenin nerelerden geçtiğini unutmuş gibi görünüyorlar.
Özgür kadınlar ve erkeklerin karar verdikleri zaman
ve ortak hedefler doğ
rultusunda hayal gücü birleştiğinde
cesaretle yola çıkıldığında
neler başarılabileceğini unutmuş gibiler.
Onların ne yazık ki anlayamadığı şey
artık siyasi çatışmalardan uzaklaşmamız gerektiği.
Artık bizi bugüne kadar meşgul etmiş çatışmalar
hedeflerimize ulaşmamızda bize katkı sağlamayacak....
Eğer bunları gerçekleştirebileceksek ilerlemeye devam edeceğiz.
Akıllıca harcayacağız bütçelerimizi ve
bütün çalışmalarımızı gün ışığında gerçekleştireceğiz.
Ancak bu şekilde halkımızın bize inancını pekiştirebilir
güvenini tekrar tesis edebiliriz.

Piyasanın gerektirdiklerini boş verin.
Özgürlüğü yayma ve zenginlik mücadelesi tabii ki hedef.
Ama bu kriz bize bir ders öğretti.
Artık piyasa sadece zengin olanların yanında olursa,
sürdürülebilirlikten bahsetmek söz konusu
bile olmayacaktır.
Artık fırsatları herkese götürebildiğimiz sürece zenginleşebileceğiz
ve bu zenginlik sürdürülebilir kılınacaktır.
Bu sadece sadaka vermek şeklinde olmayacaktır.
Ortak çıkarlarımız doğrultusunda ilerleyip,
herkese bu şartları eşit olarak götürebildiğimiz derecede
büyümeye devam edeceğiz.

Ortak savunmamız söz konusu olduğunda ise
bizler güvenliğimizle ideallerimiz arasında
seçim yapmak durumunda değiliz.
Asla böyle düşünmeyin. Kurucu atalarımız,
bizim sadece hayal edebileceğimiz zorluklarla
karşı karşıya geldikleri zaman,
hukukun üstünlüğü ve insan haklarının
temel alındığı metinleri kaleme aldılar.
Ulusumuza nesiller boyunca kıl
avuzluk etmiş olan ilkeler bunlardır.
Ve biz güvenliğimiz için bu ilkelerden vazgeçmeliyiz gibi
bir düşünce asla ve asla egemen kılınmamalıdır.

Eski nesiller komünizmle, faşizmle mücadele ettiler.
Sadece tanklar ve roketlerle mücadele etmediler.
Ama kararlılıkları ve adanmışlıklarıyla taahhütleriyle
sadece gücün bizi koruyamayacağını anladılar.
Ve istediğimizi yapmak gibi bir lüksümüz olmadığını ifade ettiler.
Gerçekten gücün temelinde güvenlik, inanç, davalarımızın haklılığı,
hukukun üstünlüğü ve insan hakları vardır.
Gücümüz buradan gelir.

Osmanlıların tavırları ise açıklanacağı gibi tamamen müdafaaları ile ilgilidir ve ölçü
“Kuvvet Haktadır” yani haklı olan kuvvetlidir.
(Grenard. a.g.e.. s. 98)

evet,
Obama,
bizim asırlar öncesinden beri bildiğimiz
yakın tarihimizde bize unutturulan,
ve bizim bir çoğunu unuttuğumuz,
ve tekrar hatırlamaya başladığımız,
onların el yordamıyla keşfettiği,
belki deneme yanılmayla geldiği,
insani hak ve özgürlüklerden bahsetti.
bu haklar daha önce amerikan halkına büyük ölçüde tanınmıştı
fakat bu sefer Obama'nın sözleri tüm dünyayı kapsıyordu.

Obama'nın anne ve babası,
babasının yabancı öğrenci olarak geldiği
Hawaii'de tanışmış ve evlenmiş
ve Barack Obama 2 yaşındayken boşanmışlar.
Obama anne ve babası boşandıktan sonra
babasını ABD'ye olan ziyareti sırasında
1971 yılında sadece bir kez görmüş.

ben babasız büyüyen bu yetim çocuğa güveniyorum.

bush'un görevinin sona erişi için şükrediyor,
törende Papaz Rick Warren tarafından yapılan
Allah ona cesaret versin,
şefkati bol ve cömertliği tam olsun.” şeklindeki duaya da
gönülden amin diyorum.

K®HAN

Rosa Parks
Atlı karınca
Karaların yeri neresi
Bu atlı karıncada;
Binmek istiyorum, söyleyin bana.
Güneyde bir kasabada
Beyazlarla karalar
Oturamaz yan yana.
Güneyde trenlerde
Zenci vagonu ayrı,
Otobüste yerimiz en arkada.
Ama atlı karıncada
Yok ki arka sıra.
Hangi ata bineyim
Benim derim kara.

Langston Hughes


15 Ocak 2009

SADE-CE

haksızlıklar karşısında
gerekince ve
gerektiğince tavır alman
gerekirse.

gerekirse,
çocukları yaşatmak için,
terketmen yaşamı.
hazır olman
gerek.

yapman
gereken çok basit.
bilenlerden birini
biraz dinlemen
gerekecek;
.............
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

Nazım Hikmet Ran' ın sanılan
aslında yalcın ergire ait olan ve hatta
dus hekimi 2 isimli kitabının 13. sayfasında yer alan
"basit yaşamak" adıyla da anılan şiiridir,
ancak komik bir şekilde internette
"nazım hikmet" imzası ile forward edilip durur.
burada bu şiir ve komik öyküsü yer alıyor.

neler oluyor şu hayatta yahu diyerek
kıvıralım, inandığımız yalanı doğrultalım.
saftirik beni uyandıran xibalba ya
nasıl teşekkür etsek bilemeyelim. :)
ve konumuza dönelim.


Vatanında ölmeyen iki kere ölür.İ. Habib Sevük

Nazım Hikmet, ölümünden 46 yıl sonra Türk vatandaşlığına yeniden kabul edildi.
iade-i itibar kararı 06 Ocak 2009, salı günkü bakanlar kurulu'nda alındı.

bu gün ise O'nun doğum yıldönümü
.....
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani....

vatanında sade bir mezar istemişti.
vatanına kavuştu lakin,
zannederim sadeliği kaybedecek.
olsun...
hoşgeldin Nazım hikmet
ve iyi ki doğdun.

K®HAN

10 Ocak 2009

BU BİR FIRSATTIR

anlamak için,
bir yetimin gözyaşlarıyla cilalanmış,
perdesiz gözlerinden bakmalı hayata.

ve okşanası saçlarında görebilmeli cenneti.

insanlık adına ve
O En Mübarek Yetimin (s.a.v.) hatırına,
bir yetim sevindirmeli…
bu bir fırsattır.
bilmeli…


  • BAŞBAKANLIK FİLİSTİN YARDIM KAMPANYASI(T.C. Ziraat Bankası Aşağıayrancı Şubesi Hesap no: 555 555 55 )
  • CANSUYU
  • DENİZ FENERİ DERNEĞİ
  • İHH
  • KIZILAY (Tüm bankaların Türk Kızılayı 2868 hesap numaralarından)
not: bu liste alfabetik olarak düzenlenmiştir ve yardım kanallarının tamamını yansıtmamaktadır.

K®HAN
SERGİ

2009 kış katliamları sponsoru cocacolla sunar.
ferhatcguter sergilemiş...

9 Ocak 2009

"BRAVO" İSRAİL


düşünüyorum da,
milletimin adı katile çıkmış
her an, her kalabalıkta bir canlı bombayla
ödeşmek isteyen birileri olabilir.

çocuğum eve geç gelse... acaba?...çıldırırım.
çocuk vurdum ben... öç alınabilir.

biri dinimi sorsa...
biri milletimi sorsa...
korkarım yalan söylerim.
nasıl derim ben yahudiyim, israilliyim.
çünkü ben katilim.

judi-grafiti.blogspot.com, bush'un ayakkabıdan kaçışına
"şaşılası refleks" deyince, demiştim;

refleks...

ben tetikte yaşamak diyorum ona.
"zavallı" bush.
zavallı olmak....

ama kimsenin merhametini celb edememek...
ve zavallı tabirini bile aciz bırakmak.
"bravo" bush.
"bravo" israil.

K®HAN

1 Ocak 2009

SEVGİLİYLE GÖRÜŞMEK LAZIM


tüm ısrarlarımıza rağmen,
2008 in gitmesi,
2009 un gelmesi,oturması,
emeklemesi, yürümesi.
birinin sakallı olması, birinin bebek bezi takması.
el kadar sabiden herkesin bi beklentisi olması.
onunda "aha bunu getirdim size... ne sandıydınız" demesi....

hikayedendir tabii.

gerçek;
tek dişi kalmış tavimimizi yenisiyle değiştiririz o kadar
ve zaman akar.
gideni tutamazsın
gelene dur demek bize yakışmaz.
zaten gelir durduramazsın.
yeni yıl bu, yeni klasör değil ki
sağ tıklayıp oluşturamazsın.
ama biz acayip kurgular yapıp,
rakamlara bile yükleriz suçumuzu, günahımızı, umudumuzu.
gönderip unuturuz, bekleyip umarız.

çok kötüsün 2008... hadi bakalım göreyim seni 2009...
......

huyumuz kurusun,
çok pis lafonten'izdir biz.

önümüze ne gelirse
canlı cansız konuştururuz.
bir ayıya tavşan olduğunu itiraf ettirene kadar varmıştır bu.
hem klasiklerimiz bile var bizim;
enflasyon canavarı, van gölü canavarı, trafik canavarı, susurluk ayranı ....

beyamcanın canı yanmış kaavede televizyona doğru artislenerek şöyle demiş;
"o enflasyon canavarını bana bi vercekleeer... bak pamuk gibi olmuyo mu? aazına jghkçjfmın canavarı"

her yıl başında aynı kurguyu -belki espri olsun diye-
yapmaktan bıkmaz usanmayız fakat,
her şakanın altında bir gerçek yattığı da
isveç bilim adamlarının bizden gizlediği önemli bir gerçektir.


bu yüzden ben birşey dilemiyorum 2009 dan
postacıya "sevgilimden aşk dolu bir mektup getir" diye yalvarmak gibi komik birşey bu.

zamanın ne getireceği belli olmaz.
postacınında...

açıp sevgiliyle görüşmek lazım.

K®HAN

ne yazarsam yazayım böyle çizemiyorum ama
bizimciyt'de yaşıyor olmama çoook seviniyorum :)

31 Aralık 2008

bi xêr be... HAYIRLI OLSUN...

ülkemiz için güzel bir yıldı 2008...
daha güzel olabilirdi tabii...
bekliyorduk....
top yuvarlaktı....

maç 366 gündü....

365+1 evet. bu gün uzatmaları oynuyoruz.
ve umulmadık bir son dakika golü;başbakan recep tayyip erdoğan,
TRT'nin kürtçe yayına başlayan

TRT 6 televizyonuna verdiği röportajda

kürtçe olarak "TRT şeş bi xêr be", demiş.


"TRT şeş bi xêr be"

"TRT 6 hayırlı olsun"


bu yılın en anlamlı cümlesi...

hatta cumhuriyet dönemi siyaset tarihimizin

en anlamlı cümlesi bu.


ben siyaseti de siyasetçiyide
ciddiye almamayı öğrendim.
ak partinin kırık notlarınıda
silecek değilim elbette defterimden
.
ama siyaset üstü bir cümle bu... alkışlamak gerek.

çünkü hiç duymadık.

çünkü yüz yıldır devletin dönüp bakmadığı,

bakıp görmezden geldiği bir yöne dönüp ,
-başbakan kimliği ile- kürtçe bir cümle sarfetmek...

inanılır gibi değil.

sanatçı ahmet kaya,
sırf “bir gün kürtçe klip yapacağım,
bakalım o zaman yayımlayabilecek misiniz?”
diye sorduğu için
medya lincine uğramış, Türkiye"yi terk etmek zorunda kalmıştı.
daha dün gibi...

artık pkk nın yapacağı tek bir iş kalmıştır
o da bu televizyonu kapattırmak...

başaramaz ise yok olacaktır.

akan kanlar duracak,
tank top tüfek almak için
israile gönderilen paralar

ülkenin eğitim ve refahı için kullanılacaktır.

bu yıl Türkiye için güzel bir yıl olmasa idi,

değişim için bu cümle yeterdi kanımca.
artık daha fazla inanıyorum
Türkiye değişiyor...
bi xêr be... hayırlı olsun.


ayrıca şunu da belirtelim ki;

Türkiye için pkk ne ise
dünya için de israil odur.
islam düşmanları tarafından desteklenen

ve zulümlerini dünyanın görmezden geldiği
bir avuç terörist çapulcu topluluk....

dünya susabilir, biz susamayız.
eğer böyle giderse sırada kim var dersiniz?

......
ama böyle gitmeyecek ve gitmiyorda
.

"Tefrika girmezse bir millete düşman giremez.
Toplu vurursa yürekler onu top sindiremez."
(Mehmet Akif Ersoy)
Tefrika: Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık, ikilik

işte, "bi xêr be" mesajı birazda dünyaya bakıyor. biz kim olduğumuzu hatırlayıp etnik köken gözetmeyerek kucakladığımızda birbirimizi
yeniden büyük olacağız.

akıllıdır onlar, o zaman karşımıza dikilmezler.
ne var ki, bizim kitabımızda intikam yok...

onu Allaha bırakacağız.


inşallah 2009da dünya daha da güzel olacak...
çünkü bunu pek çok diliyoruz.


K®HAN

keşke :
kürçe bilmiyorum,

konuşan arkadaşım, yakınım, akrabam da yok.

olsaydı da bu yazımızı kürçe olarak da yayınlayabilse idik.

27 Aralık 2008

MEHMET AKIF ERSOY'un YAZILMAMIŞ ŞİİRİ

ben tesadüflere inanmam.

bu gün bir yazı yayınlayacaktım burada,
evliyalardan bahseden....

ve öğrendim ki Mehmet Akif Ersoy'un vefatının yıldönümü imiş.
hatırlayan ve hatırlatan
orjinaldelikanli.com a teşekkür ediyorum.

beklesin öyle ise yazım,
bilahere yayınlansın.
evliya görmek isteyen varsa,
Mehmet Akif'e baksın.



vefatının 72. seneyi devriyesinde,
O'nun aziz hatırasını yadetmek adına,
kimsenin bilmediği, duymadığı
yazılmamış bir şiirini
sizlere sunmak isterim.
Allah rahmet eylesin,
ruhu şadolsun.

"-Nasibolursa... Mekke'ye gideceğim,.,
ilk ayetin nazil olduğu Hirâ mağarasını göreceğim:
bu, şiirime mukaddime olacak;
ve manzumemde Peygamber
(s.a.v)'in bütün hayatını yazacağım,
sonra da son hutbesini."

demişti ama,
kader buna imkan vermedi.

yazılmamış bu şiirini,
onun ağzından dinlemek isteyen var ise,
O'nun yürüdüğü yoldan yürümeli
ve O'nun gittiği yere gidebilmelidir.

ben diliyorum.....


K®HAN
_____________________________________________________

Akif'in sesi,
bazen zalimin suratında tokat,
bazen sahipsiz insanların yüreklerini ısıtan bir şefkat,
bazen ölçüyü aşanlar için bir ikaz ve
bazen milletimizi yok etmeye çalışan güçlere karşı bir ültimatomdur.

Akif ' le ilgili temel yanılgıların sebeplerinden biri de
O'nu sadece yazılarından, şiirlerinden tanımaya çalışmaktır.
Akif yazdıklarından çok daha derin, çok daha geniş ufuklu,
çok daha san'atkar ve çok daha şaşırtıcı bir insandır.
Böyle iken O herkes gibi görünmeye çalışır.
dayanamıycam...
müdahale etmem lazım;
"O herkes gibi görünmeye çalışır" da ne demek?
bizi mi kandırıyordu yani? tövbe, tövbeee...


Mithat Cemal, O'nun bu taraflarını tanıdıkça
büyük bir şaşkınlık içinde şunları söyler:
"Yüz kahramana yetecek
ahlak ve seciyesiyle,
sıradan bir insan gibi yaşıyor!"


İşte Akif 'in hayret veren hayatı
Hüseyin Cahit Yalçın'ın şu sözlerinde özetlidir:
"Akif 'in hayatı,
Safahatından daha büyük bir şiirdir."

_____________________________________________

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticânın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Mehmet Akif Ersoy (1873 - 1936)
_______________________________________________

Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar,
çocuklarını (Akif ve kızkardeşi Nuriye) kendi eliyle yıkar,
kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi...
Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. (Kuntay, s.157)
_______________________________________________

Akif, yaşadığı ülkeye, topluma ve dostlarına her şeyini verdi
ve bunların karşısında hiçbir şey talep etmedi.
Herkesin aksine Akif,
birtek ailesine karşı olan sorumluluğunu yerine getirememişti.
Bu yüzden yoksulluğunun, fedakârlığının, kendinden vazgeçmenin maliyetini
kendisi kadar eşi ve çocukları da ödedi.
Yine bu nedenledir ki,
ölümünden sonra ailesine tertemiz bir isimden, eserlerinden başka bir şey bırakmadı.
Ve yoksulluğu çocuklarının hayatına yansıdı.

Ne yazık ki, Akif'e gösterilen ihmal ve ilgisizlikten

çocukları da nasibini fazlasıyla aldı.

alıntılar : www.mehmetakifersoy.com

20 Aralık 2008

"BENİ SEVİYORUM"...!


herkeste,
biraz olsun kendini beğenme duygusuu....

var mıdır, yok mudur?
......
"vardır" mı diyorsunuz?
yok canım. nerden çıkardınız?
kendini beğenmişlik olmaz mı bu?

......
ha, yukardaki resim mi?
bizim konu mankenimiz o.
ver parayı, istediğin şekle girer kerata :)




şaka bi yana,

yokluyorum kalbimi,
ben de kendimi beğeniyorum galiba.
oysa bir yandan da korkuyorum beğenmekten.

evet korkuyorum.
kibir bu şakaya gelmez....




"akılları pazara çıkarmışlar herkes yine kendi aklını almış"
derler.
niye öyle olmuş bilen var mı?
herkes anştayn'ınkine saldırmamış mı?

burda da bir ölçü, bir ayar olmalı....
var galiba.
ama ne?

peki,
kendini beğenmek = kibir midir?


bakalım;

kibir:
(ingilizce) arrogance, haughtiness, pride, snootiness
(türkçe) Kendini büyük görme, başkalarından üstün tutma, büyüklenme,
kendini beğenme, kurum, kibirlilik, gurur, küstahlık, haddini bilmeme, özsaygı, izzetinefis, onur, haysiyet, şeref, tafra, gösteriş, ihtişam...
bu ne yaaa!

e be haddini bilmez sözlük,
ne bulduysan yaz bakalım.
tam karşılığı hangisidir insafsız!?
hepsi farklı şeyler bunların.

durun!... belki birisi uyar.
cümle içinde kullanmaya devam edelim hele :)

kendimi beğeniyorum,
hakikaten icad eden güzel yapmış.
elim, parmak izim, yüzüm,
gözüm, kaşım, dna'm... benzersizim.


kendimi beğenmiyorum,

yapmadığım işler var.
yaptıklarım ya kusurlu ya eksik ya yarım.
işin kötüsü mükemmeliyetçi bir yanım da var.

hayallerimi gerçekleştirmeye gücüm yetmiyor,
zora gelemiyorum, pek tembelim ve aceleci.

.......
"şuna bak kendini bişi sanıyo" deriz mesela...
bunu nerden anlarız?
kısa yoldan,
havalarını kontrol ederiz.
önler 28, arkalar 30 psi den yüksekse biraz havasını almak lazım.

havalara girmek de ne demektir?


yok bakmam bu sefer sana sözlük... gözlük, kibirli dörtgöz!
(kapsamlı sözlükleri sevmiyorum da)

kendini bişey sanan kişi havalara girmiştir evet
ve gıcık olunmaya müstehaktır.
ilk fırsatta lafı sokar rahatlarız.


ya gerçekten bişeyse...
serbest midir o kişiye,
gerim gerim gerinmek ve de kasılmak?

...........
dağılıyor... toplayalım.
zira daha önce büyük adam dedik
bir iki üç dört beş altı yedi yazıda zor toparladık.


esasen,
gerçekten bişey olanların gerilmeleri, kasılmaları geçmiştir
pamuk adam olmuşlardır onlar.
biz onlara büyük adam da deriz.
bu yüzden,
gerilen, kasılan olursa
laf sokmakta hiç tereddüt etmeyiniz.

hatta o kasılmış kişi yüksek makam ve mevki sahibi ise
tek bir lafın bile çok büyük sevabı vardır bilesiniz :)

hem kendini bilen ;
cahil olsaaa,
bunu bilir havalara girmez.
alim olsaaa,
ilmin gerçek sahibini bilir havalara girmez.

bu formüle göre işlemin sonucu;
kendini bilmemek=kibir ola, caaak...tır.
evet...
sorusu olan?
................

öyleyse kendini bilen kişi kendini sevebilir.
denilebilir.

tehlike geçmiştir :)

muhakkak ki en doğrusunu Allah bilir.

K®HAN

4 Aralık 2008

KONUŞ BENİMLE DOKTOR!


elchattabib adından da anlaşılacağı üzere,
sahibine mekan oluşturmaktan öte bir blog oldu.
biz adını öyle koyduk, o da öyle oldu!
zorlama filan yok. tamamen doğal.

peki neden “el-chat-tabib”?
şimdi, bir şarkımız var
"el çek tabib el çek, yarem üstünden" diye.
neden el çek diyor?... cevabı devamında;
"sen benim derdime deva bilmezsin"

"chat" bilirsiniz, nette sohbet anlamındadır.
"tabib" ise hastalığınız cihetiyle sizinle ilgilen kişidir.
işte, biz dikkat etmeyiz çoğu zaman,
hasta bazen "elchattabib!" der.
ya da demek ister.

yani "konuş benimle doktor!"
doktor -doğru anlarsa- "vaktim yok, al şunu iç" der, gider.
üzücü tabii.

hem hastalık iki kısımdır.
bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmi.

bu vehmi hastalıktan az ya da çok herkeste var. hayat zor.
bazen bir an gelir, açıp pencereyi haykırmak istersiniz.
ya da karşı pencereyle biraz hasbıhal etmek…
elchattabib belki o penceredir.
olabilir.

sürekli içine atmak insanı hasta edebilir.
vehmi hastalık çok devam etse, hakikate dönüşebilmektedir.
velhasıl, doktor değiliz.
ama sohbet edebiliriz.

ölmedik ya!

italya’dan bir doktor arkadaş
-bloğumuzun ismine bakarak- "sizi doktor sanıyordum!" dedi.
"ben de sizi öyle sanıyorum!" dedim ona.

evet, internet bu. ne sanıyorsanız o'sunuz ya da o'dur.
budur yani… bunun başka açıklaması yoktur.

sanal alem bu... ben yapmadım ki bunu!

peki, şöyle diyelim,
burada hep birlikte iyileşmek amacı güttüğümüzden,
bloğumuzun ismi "elchattabib" tir.

ha karikatür mü?
o da gülümsetmek için.
moral olsun diye :)

K®HAN

el çek tabib el çek.... yarem yürektedir sarabilmezsin.
alllkışşş