evliya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evliya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2009

ENAYİYİM BEN (20 lira)


iş dönüşü...

otobüs bekliyorum...

durak biraz kalabalık,

hava hafiften yağmurlu.

hem kalabalığa sıkışmamak,

hem de özlediğim yağmurla
daha yakın olmak için,

biraz dışında,
önünde duruyorum durağın.

otobüsün gelişini kontrol etmek için
gönderdiğim bakışlarımı
geri topladığımda fark ediyorum;
yanıma biri dikilmiş.


selam veriyor,

selam veriyorum….

ve hemen ekliyor;


-beyefendi eğer isterseniz size bunu satabilirim.
uzattığı eline bakıyorum; Yeşil…

para bu … 20 lira olmalı.

-ne bu?.. hatıra parası filan mı?

-yo hayır... bildiğiniz 20 lira....
size bunu 25 liraya verebilirim
.

İyi giyimli biri.
temiz yüzlü… mütebessim ayrıca.
acaba kriz yüzünden mi böyle?....
kriz yüzünden, kriz geçiriyor filan olmasın diyorum.
ya da bende bişeyler var;
kriz değilse "keriz" bir görünüm sergiliyor olabilirim.
zoraki bir gülümsemeyle soruyorum;


-20 lirayı, 25 liraya satıyorsun öyle mi?


-evet .

-alnımda keriz filan mı yazıyor benim?


-yok estağfurullah..
diyor.
ben ciddiyim...
hem size çok uygun ödeme seçenekleri sunabilirim.


-hasbinallaaah.

çattık yahu akşam akşam... deli mi ne!..
diye geçiriyorum içimden,

bir yandan da göz ucuyla geciken otobüse bakarken.


bu "süper" teklifi biraz da sertçe reddetmek için
tekrar dönüyorum…

adam yok!!!!….

duraktaki kalabalığa göz gezdiriyorum...

yok!

durağa otobüs de uğramadı!
durağın yakınlarına filan bakıyorum…

yok yok yok!!!!!!

garip davranışlarımdan insanlar huzursuzlabilir,
bırakıyorum.

kimdi bu? ne yapmaya çalıştı? nereye kayboldu? derken,

birden çantamdaki laptop aklıma geliyor.
yok yok çalınmadı hayır
onu demiyorum.



İşimi gören bir tanesi olduğu halde,
bunu da alıvermiştim.
en son model.
peşin fiyatı 2000 liraydı,

karta çektirdim, 18 ay taksit, 2500 lira ödüyorum....

ve e
vin önünde duran arabam....
satın almak için bankadan 20 000 lira çekmiştim,

karşılığında 25 000 ödüyorum.


neden kızdım ki ben bu adama!???


enayiyim işteee....
alnımda yazsa yeri var.

oran aynı.

bu oranda ve bu derece, enayiyim ben evet.
ve deli sandığım o adam,
ne yazık ki günümüzde
akıllılık olarak değerlendirilen bu hatayı

yüzüme vurmadan,
zihnime kazımıştı
utandırmadan.
..
bu derece akıllı idi
ve bu oranda da nazik.

bir teşekkür bile edemedik.

seyyar bankacı mı?
yok canıım!
var mı böyle bir meslek...
tamam,
bankacı da umudu kesince
ansızın kayboluverir böyle ama,

öyle olsa,
bezdirinceye kadar ısrar etmez miydi?


yoksaa
....
yoksa evliya mıydı!?


-BiTTi-

Şimdi de bu yazının baş tarafı :

şehirde evliyalar kol geziyordu…
.......
abartmayalım...
bu hikaye için bize bir evliya yeter.
ya da evliya gibi bir adam…
hikmetli birkaç söz edecek o kadar.
almak isteyen alır nasihatı.
kimseye hiçbir şey zorla satılmaz.

neyse,
hikayemiz bir durakta başlıyor.
baş rolde de ben varım.
lakin şunu hemen belirtelim;
halihazır durumum senaryodakiyle
aşağı yukarı aynı olmasına rağmen
ben böyle bir olay
hiç yaşamadım.
ve motoorr.

iş dönüşü...

otobüs bekliyorum...

durak biraz kalabalık
,
...........

K®HAN
bankacı, enayi, evliya, hadise, hikaye, hikmet, keriz, kredi, kredi kartı, laptop, lira, mütebessim, nasihat, okumacı, para, şehir evliyaları

27 Aralık 2008

MEHMET AKIF ERSOY'un YAZILMAMIŞ ŞİİRİ

ben tesadüflere inanmam.

bu gün bir yazı yayınlayacaktım burada,
evliyalardan bahseden....

ve öğrendim ki Mehmet Akif Ersoy'un vefatının yıldönümü imiş.
hatırlayan ve hatırlatan
orjinaldelikanli.com a teşekkür ediyorum.

beklesin öyle ise yazım,
bilahere yayınlansın.
evliya görmek isteyen varsa,
Mehmet Akif'e baksın.



vefatının 72. seneyi devriyesinde,
O'nun aziz hatırasını yadetmek adına,
kimsenin bilmediği, duymadığı
yazılmamış bir şiirini
sizlere sunmak isterim.
Allah rahmet eylesin,
ruhu şadolsun.

"-Nasibolursa... Mekke'ye gideceğim,.,
ilk ayetin nazil olduğu Hirâ mağarasını göreceğim:
bu, şiirime mukaddime olacak;
ve manzumemde Peygamber
(s.a.v)'in bütün hayatını yazacağım,
sonra da son hutbesini."

demişti ama,
kader buna imkan vermedi.

yazılmamış bu şiirini,
onun ağzından dinlemek isteyen var ise,
O'nun yürüdüğü yoldan yürümeli
ve O'nun gittiği yere gidebilmelidir.

ben diliyorum.....


K®HAN
_____________________________________________________

Akif'in sesi,
bazen zalimin suratında tokat,
bazen sahipsiz insanların yüreklerini ısıtan bir şefkat,
bazen ölçüyü aşanlar için bir ikaz ve
bazen milletimizi yok etmeye çalışan güçlere karşı bir ültimatomdur.

Akif ' le ilgili temel yanılgıların sebeplerinden biri de
O'nu sadece yazılarından, şiirlerinden tanımaya çalışmaktır.
Akif yazdıklarından çok daha derin, çok daha geniş ufuklu,
çok daha san'atkar ve çok daha şaşırtıcı bir insandır.
Böyle iken O herkes gibi görünmeye çalışır.
dayanamıycam...
müdahale etmem lazım;
"O herkes gibi görünmeye çalışır" da ne demek?
bizi mi kandırıyordu yani? tövbe, tövbeee...


Mithat Cemal, O'nun bu taraflarını tanıdıkça
büyük bir şaşkınlık içinde şunları söyler:
"Yüz kahramana yetecek
ahlak ve seciyesiyle,
sıradan bir insan gibi yaşıyor!"


İşte Akif 'in hayret veren hayatı
Hüseyin Cahit Yalçın'ın şu sözlerinde özetlidir:
"Akif 'in hayatı,
Safahatından daha büyük bir şiirdir."

_____________________________________________

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticânın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Mehmet Akif Ersoy (1873 - 1936)
_______________________________________________

Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar,
çocuklarını (Akif ve kızkardeşi Nuriye) kendi eliyle yıkar,
kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi...
Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. (Kuntay, s.157)
_______________________________________________

Akif, yaşadığı ülkeye, topluma ve dostlarına her şeyini verdi
ve bunların karşısında hiçbir şey talep etmedi.
Herkesin aksine Akif,
birtek ailesine karşı olan sorumluluğunu yerine getirememişti.
Bu yüzden yoksulluğunun, fedakârlığının, kendinden vazgeçmenin maliyetini
kendisi kadar eşi ve çocukları da ödedi.
Yine bu nedenledir ki,
ölümünden sonra ailesine tertemiz bir isimden, eserlerinden başka bir şey bırakmadı.
Ve yoksulluğu çocuklarının hayatına yansıdı.

Ne yazık ki, Akif'e gösterilen ihmal ve ilgisizlikten

çocukları da nasibini fazlasıyla aldı.

alıntılar : www.mehmetakifersoy.com