21 Ocak 2009

Ben BARACK HUSSEIN OBAMA



ben Barack Hussein Obama,
kendisine 60 yıl önce
lokantada hizmet verilmeyen
bir adamın oğluyum.

gün görmüş yaşlı bir teyze gibi,
sen bu akılla fazla yaşamazsın.
sus evladım...
konuşma...
diyesim geldi dün
ABD nin yeni başkanı Barack Hussein Obama'nın
yemin törenini izlerken.
amerikanın pek değişmez
- görünenden daha derin- bir siyaseti vardı,
ve değiştirmeye çabalayanlar fazla yaşamamışlardı.
aynen bizdeki gibi...
başkan Kennedy'i hatırlayınız.

peki neydi beni böyle düşündüren?

pek çok sebep var.
umduğumdan daha da çok...

ABD tarihinde 270 yıl kölelik,
350 yıl ırk ayrımcılığından sonra
geçmişte otobüste oturma hakkı olmayan bir siyah adam
amerikanın en ayrıcalıklı koltuğuna oturuyor
bununla kalmayıp yemin ettiği kürsüden dünyaya
''babasına 60 yıl önce lokantada hizmet verilmeyen bir adam
şimdi beyaz saraya çıkarak yemin ediyor
''
diyerek amerika gerçeğini özetliyor.

işte, açık sözlülük ve cesaret.....

birkaç satırın daha altını çizelim;

ABD başkanı olarak görevimi, sadakatle yerine getireceğime
ve elimden geldiği ölçüde ABD anayasasını muhafaza edeceğime,
koruyacağıma ve savunacağıma and içerim.
Allah bana yardım etsin.


Allah bana yardım etsin” ibaresini yemin metninde olmadığı halde kullandı.

Kongredeki törende takdim edilirken, ikinci adı “Hussein” yerine “H” kullanılan ve “Barack H. Obama” olarak tanıtılan Obama,
yemin ederken, “Ben Barack Hussein Obama” diyerek yeminine başladı.

"Müslüman dünyasına seslenmek
istiyorum,
Yeni bir çağı başlatmak istiyoruz.
Karşılıklı çıkarmalarımız ve beklentilerimiz doğrultusunda
işbirliği yapacağımız bir barış çağı..
Artık savaş ve şiddetle bir şeyler elde edeceğini sananların
bizi kandırmasına izin vermemeliyiz.
Yumruğunuzu açın. Elinizi sıkmak istiyoruz.....
Dünya artık değişiyor bizde değişmek zorundayız.
Alçakgönülükle ve şefkatle..."

"Bazıları bizim hedeflerimizi ya da kararlılığımızı sorguluyor,
sistemimizin artık çok büyük planları kaldıracak kadar
kuvvetli olmadığını iddia ediyor.
Ama onların hafızaları kısa vadeli.
Bu ülkenin nerelerden geçtiğini unutmuş gibi görünüyorlar.
Özgür kadınlar ve erkeklerin karar verdikleri zaman
ve ortak hedefler doğ
rultusunda hayal gücü birleştiğinde
cesaretle yola çıkıldığında
neler başarılabileceğini unutmuş gibiler.
Onların ne yazık ki anlayamadığı şey
artık siyasi çatışmalardan uzaklaşmamız gerektiği.
Artık bizi bugüne kadar meşgul etmiş çatışmalar
hedeflerimize ulaşmamızda bize katkı sağlamayacak....
Eğer bunları gerçekleştirebileceksek ilerlemeye devam edeceğiz.
Akıllıca harcayacağız bütçelerimizi ve
bütün çalışmalarımızı gün ışığında gerçekleştireceğiz.
Ancak bu şekilde halkımızın bize inancını pekiştirebilir
güvenini tekrar tesis edebiliriz.

Piyasanın gerektirdiklerini boş verin.
Özgürlüğü yayma ve zenginlik mücadelesi tabii ki hedef.
Ama bu kriz bize bir ders öğretti.
Artık piyasa sadece zengin olanların yanında olursa,
sürdürülebilirlikten bahsetmek söz konusu
bile olmayacaktır.
Artık fırsatları herkese götürebildiğimiz sürece zenginleşebileceğiz
ve bu zenginlik sürdürülebilir kılınacaktır.
Bu sadece sadaka vermek şeklinde olmayacaktır.
Ortak çıkarlarımız doğrultusunda ilerleyip,
herkese bu şartları eşit olarak götürebildiğimiz derecede
büyümeye devam edeceğiz.

Ortak savunmamız söz konusu olduğunda ise
bizler güvenliğimizle ideallerimiz arasında
seçim yapmak durumunda değiliz.
Asla böyle düşünmeyin. Kurucu atalarımız,
bizim sadece hayal edebileceğimiz zorluklarla
karşı karşıya geldikleri zaman,
hukukun üstünlüğü ve insan haklarının
temel alındığı metinleri kaleme aldılar.
Ulusumuza nesiller boyunca kıl
avuzluk etmiş olan ilkeler bunlardır.
Ve biz güvenliğimiz için bu ilkelerden vazgeçmeliyiz gibi
bir düşünce asla ve asla egemen kılınmamalıdır.

Eski nesiller komünizmle, faşizmle mücadele ettiler.
Sadece tanklar ve roketlerle mücadele etmediler.
Ama kararlılıkları ve adanmışlıklarıyla taahhütleriyle
sadece gücün bizi koruyamayacağını anladılar.
Ve istediğimizi yapmak gibi bir lüksümüz olmadığını ifade ettiler.
Gerçekten gücün temelinde güvenlik, inanç, davalarımızın haklılığı,
hukukun üstünlüğü ve insan hakları vardır.
Gücümüz buradan gelir.

Osmanlıların tavırları ise açıklanacağı gibi tamamen müdafaaları ile ilgilidir ve ölçü
“Kuvvet Haktadır” yani haklı olan kuvvetlidir.
(Grenard. a.g.e.. s. 98)

evet,
Obama,
bizim asırlar öncesinden beri bildiğimiz
yakın tarihimizde bize unutturulan,
ve bizim bir çoğunu unuttuğumuz,
ve tekrar hatırlamaya başladığımız,
onların el yordamıyla keşfettiği,
belki deneme yanılmayla geldiği,
insani hak ve özgürlüklerden bahsetti.
bu haklar daha önce amerikan halkına büyük ölçüde tanınmıştı
fakat bu sefer Obama'nın sözleri tüm dünyayı kapsıyordu.

Obama'nın anne ve babası,
babasının yabancı öğrenci olarak geldiği
Hawaii'de tanışmış ve evlenmiş
ve Barack Obama 2 yaşındayken boşanmışlar.
Obama anne ve babası boşandıktan sonra
babasını ABD'ye olan ziyareti sırasında
1971 yılında sadece bir kez görmüş.

ben babasız büyüyen bu yetim çocuğa güveniyorum.

bush'un görevinin sona erişi için şükrediyor,
törende Papaz Rick Warren tarafından yapılan
Allah ona cesaret versin,
şefkati bol ve cömertliği tam olsun.” şeklindeki duaya da
gönülden amin diyorum.

K®HAN

Rosa Parks
Atlı karınca
Karaların yeri neresi
Bu atlı karıncada;
Binmek istiyorum, söyleyin bana.
Güneyde bir kasabada
Beyazlarla karalar
Oturamaz yan yana.
Güneyde trenlerde
Zenci vagonu ayrı,
Otobüste yerimiz en arkada.
Ama atlı karıncada
Yok ki arka sıra.
Hangi ata bineyim
Benim derim kara.

Langston Hughes


15 Ocak 2009

SADE-CE

haksızlıklar karşısında
gerekince ve
gerektiğince tavır alman
gerekirse.

gerekirse,
çocukları yaşatmak için,
terketmen yaşamı.
hazır olman
gerek.

yapman
gereken çok basit.
bilenlerden birini
biraz dinlemen
gerekecek;
.............
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

Nazım Hikmet Ran' ın sanılan
aslında yalcın ergire ait olan ve hatta
dus hekimi 2 isimli kitabının 13. sayfasında yer alan
"basit yaşamak" adıyla da anılan şiiridir,
ancak komik bir şekilde internette
"nazım hikmet" imzası ile forward edilip durur.
burada bu şiir ve komik öyküsü yer alıyor.

neler oluyor şu hayatta yahu diyerek
kıvıralım, inandığımız yalanı doğrultalım.
saftirik beni uyandıran xibalba ya
nasıl teşekkür etsek bilemeyelim. :)
ve konumuza dönelim.


Vatanında ölmeyen iki kere ölür.İ. Habib Sevük

Nazım Hikmet, ölümünden 46 yıl sonra Türk vatandaşlığına yeniden kabul edildi.
iade-i itibar kararı 06 Ocak 2009, salı günkü bakanlar kurulu'nda alındı.

bu gün ise O'nun doğum yıldönümü
.....
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani....

vatanında sade bir mezar istemişti.
vatanına kavuştu lakin,
zannederim sadeliği kaybedecek.
olsun...
hoşgeldin Nazım hikmet
ve iyi ki doğdun.

K®HAN

10 Ocak 2009

BU BİR FIRSATTIR

anlamak için,
bir yetimin gözyaşlarıyla cilalanmış,
perdesiz gözlerinden bakmalı hayata.

ve okşanası saçlarında görebilmeli cenneti.

insanlık adına ve
O En Mübarek Yetimin (s.a.v.) hatırına,
bir yetim sevindirmeli…
bu bir fırsattır.
bilmeli…


  • BAŞBAKANLIK FİLİSTİN YARDIM KAMPANYASI(T.C. Ziraat Bankası Aşağıayrancı Şubesi Hesap no: 555 555 55 )
  • CANSUYU
  • DENİZ FENERİ DERNEĞİ
  • İHH
  • KIZILAY (Tüm bankaların Türk Kızılayı 2868 hesap numaralarından)
not: bu liste alfabetik olarak düzenlenmiştir ve yardım kanallarının tamamını yansıtmamaktadır.

K®HAN
SERGİ

2009 kış katliamları sponsoru cocacolla sunar.
ferhatcguter sergilemiş...

9 Ocak 2009

"BRAVO" İSRAİL


düşünüyorum da,
milletimin adı katile çıkmış
her an, her kalabalıkta bir canlı bombayla
ödeşmek isteyen birileri olabilir.

çocuğum eve geç gelse... acaba?...çıldırırım.
çocuk vurdum ben... öç alınabilir.

biri dinimi sorsa...
biri milletimi sorsa...
korkarım yalan söylerim.
nasıl derim ben yahudiyim, israilliyim.
çünkü ben katilim.

judi-grafiti.blogspot.com, bush'un ayakkabıdan kaçışına
"şaşılası refleks" deyince, demiştim;

refleks...

ben tetikte yaşamak diyorum ona.
"zavallı" bush.
zavallı olmak....

ama kimsenin merhametini celb edememek...
ve zavallı tabirini bile aciz bırakmak.
"bravo" bush.
"bravo" israil.

K®HAN

1 Ocak 2009

SEVGİLİYLE GÖRÜŞMEK LAZIM


tüm ısrarlarımıza rağmen,
2008 in gitmesi,
2009 un gelmesi,oturması,
emeklemesi, yürümesi.
birinin sakallı olması, birinin bebek bezi takması.
el kadar sabiden herkesin bi beklentisi olması.
onunda "aha bunu getirdim size... ne sandıydınız" demesi....

hikayedendir tabii.

gerçek;
tek dişi kalmış tavimimizi yenisiyle değiştiririz o kadar
ve zaman akar.
gideni tutamazsın
gelene dur demek bize yakışmaz.
zaten gelir durduramazsın.
yeni yıl bu, yeni klasör değil ki
sağ tıklayıp oluşturamazsın.
ama biz acayip kurgular yapıp,
rakamlara bile yükleriz suçumuzu, günahımızı, umudumuzu.
gönderip unuturuz, bekleyip umarız.

çok kötüsün 2008... hadi bakalım göreyim seni 2009...
......

huyumuz kurusun,
çok pis lafonten'izdir biz.

önümüze ne gelirse
canlı cansız konuştururuz.
bir ayıya tavşan olduğunu itiraf ettirene kadar varmıştır bu.
hem klasiklerimiz bile var bizim;
enflasyon canavarı, van gölü canavarı, trafik canavarı, susurluk ayranı ....

beyamcanın canı yanmış kaavede televizyona doğru artislenerek şöyle demiş;
"o enflasyon canavarını bana bi vercekleeer... bak pamuk gibi olmuyo mu? aazına jghkçjfmın canavarı"

her yıl başında aynı kurguyu -belki espri olsun diye-
yapmaktan bıkmaz usanmayız fakat,
her şakanın altında bir gerçek yattığı da
isveç bilim adamlarının bizden gizlediği önemli bir gerçektir.


bu yüzden ben birşey dilemiyorum 2009 dan
postacıya "sevgilimden aşk dolu bir mektup getir" diye yalvarmak gibi komik birşey bu.

zamanın ne getireceği belli olmaz.
postacınında...

açıp sevgiliyle görüşmek lazım.

K®HAN

ne yazarsam yazayım böyle çizemiyorum ama
bizimciyt'de yaşıyor olmama çoook seviniyorum :)

31 Aralık 2008

bi xêr be... HAYIRLI OLSUN...

ülkemiz için güzel bir yıldı 2008...
daha güzel olabilirdi tabii...
bekliyorduk....
top yuvarlaktı....

maç 366 gündü....

365+1 evet. bu gün uzatmaları oynuyoruz.
ve umulmadık bir son dakika golü;başbakan recep tayyip erdoğan,
TRT'nin kürtçe yayına başlayan

TRT 6 televizyonuna verdiği röportajda

kürtçe olarak "TRT şeş bi xêr be", demiş.


"TRT şeş bi xêr be"

"TRT 6 hayırlı olsun"


bu yılın en anlamlı cümlesi...

hatta cumhuriyet dönemi siyaset tarihimizin

en anlamlı cümlesi bu.


ben siyaseti de siyasetçiyide
ciddiye almamayı öğrendim.
ak partinin kırık notlarınıda
silecek değilim elbette defterimden
.
ama siyaset üstü bir cümle bu... alkışlamak gerek.

çünkü hiç duymadık.

çünkü yüz yıldır devletin dönüp bakmadığı,

bakıp görmezden geldiği bir yöne dönüp ,
-başbakan kimliği ile- kürtçe bir cümle sarfetmek...

inanılır gibi değil.

sanatçı ahmet kaya,
sırf “bir gün kürtçe klip yapacağım,
bakalım o zaman yayımlayabilecek misiniz?”
diye sorduğu için
medya lincine uğramış, Türkiye"yi terk etmek zorunda kalmıştı.
daha dün gibi...

artık pkk nın yapacağı tek bir iş kalmıştır
o da bu televizyonu kapattırmak...

başaramaz ise yok olacaktır.

akan kanlar duracak,
tank top tüfek almak için
israile gönderilen paralar

ülkenin eğitim ve refahı için kullanılacaktır.

bu yıl Türkiye için güzel bir yıl olmasa idi,

değişim için bu cümle yeterdi kanımca.
artık daha fazla inanıyorum
Türkiye değişiyor...
bi xêr be... hayırlı olsun.


ayrıca şunu da belirtelim ki;

Türkiye için pkk ne ise
dünya için de israil odur.
islam düşmanları tarafından desteklenen

ve zulümlerini dünyanın görmezden geldiği
bir avuç terörist çapulcu topluluk....

dünya susabilir, biz susamayız.
eğer böyle giderse sırada kim var dersiniz?

......
ama böyle gitmeyecek ve gitmiyorda
.

"Tefrika girmezse bir millete düşman giremez.
Toplu vurursa yürekler onu top sindiremez."
(Mehmet Akif Ersoy)
Tefrika: Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık, ikilik

işte, "bi xêr be" mesajı birazda dünyaya bakıyor. biz kim olduğumuzu hatırlayıp etnik köken gözetmeyerek kucakladığımızda birbirimizi
yeniden büyük olacağız.

akıllıdır onlar, o zaman karşımıza dikilmezler.
ne var ki, bizim kitabımızda intikam yok...

onu Allaha bırakacağız.


inşallah 2009da dünya daha da güzel olacak...
çünkü bunu pek çok diliyoruz.


K®HAN

keşke :
kürçe bilmiyorum,

konuşan arkadaşım, yakınım, akrabam da yok.

olsaydı da bu yazımızı kürçe olarak da yayınlayabilse idik.

27 Aralık 2008

MEHMET AKIF ERSOY'un YAZILMAMIŞ ŞİİRİ

ben tesadüflere inanmam.

bu gün bir yazı yayınlayacaktım burada,
evliyalardan bahseden....

ve öğrendim ki Mehmet Akif Ersoy'un vefatının yıldönümü imiş.
hatırlayan ve hatırlatan
orjinaldelikanli.com a teşekkür ediyorum.

beklesin öyle ise yazım,
bilahere yayınlansın.
evliya görmek isteyen varsa,
Mehmet Akif'e baksın.



vefatının 72. seneyi devriyesinde,
O'nun aziz hatırasını yadetmek adına,
kimsenin bilmediği, duymadığı
yazılmamış bir şiirini
sizlere sunmak isterim.
Allah rahmet eylesin,
ruhu şadolsun.

"-Nasibolursa... Mekke'ye gideceğim,.,
ilk ayetin nazil olduğu Hirâ mağarasını göreceğim:
bu, şiirime mukaddime olacak;
ve manzumemde Peygamber
(s.a.v)'in bütün hayatını yazacağım,
sonra da son hutbesini."

demişti ama,
kader buna imkan vermedi.

yazılmamış bu şiirini,
onun ağzından dinlemek isteyen var ise,
O'nun yürüdüğü yoldan yürümeli
ve O'nun gittiği yere gidebilmelidir.

ben diliyorum.....


K®HAN
_____________________________________________________

Akif'in sesi,
bazen zalimin suratında tokat,
bazen sahipsiz insanların yüreklerini ısıtan bir şefkat,
bazen ölçüyü aşanlar için bir ikaz ve
bazen milletimizi yok etmeye çalışan güçlere karşı bir ültimatomdur.

Akif ' le ilgili temel yanılgıların sebeplerinden biri de
O'nu sadece yazılarından, şiirlerinden tanımaya çalışmaktır.
Akif yazdıklarından çok daha derin, çok daha geniş ufuklu,
çok daha san'atkar ve çok daha şaşırtıcı bir insandır.
Böyle iken O herkes gibi görünmeye çalışır.
dayanamıycam...
müdahale etmem lazım;
"O herkes gibi görünmeye çalışır" da ne demek?
bizi mi kandırıyordu yani? tövbe, tövbeee...


Mithat Cemal, O'nun bu taraflarını tanıdıkça
büyük bir şaşkınlık içinde şunları söyler:
"Yüz kahramana yetecek
ahlak ve seciyesiyle,
sıradan bir insan gibi yaşıyor!"


İşte Akif 'in hayret veren hayatı
Hüseyin Cahit Yalçın'ın şu sözlerinde özetlidir:
"Akif 'in hayatı,
Safahatından daha büyük bir şiirdir."

_____________________________________________

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticânın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Mehmet Akif Ersoy (1873 - 1936)
_______________________________________________

Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar,
çocuklarını (Akif ve kızkardeşi Nuriye) kendi eliyle yıkar,
kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi...
Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. (Kuntay, s.157)
_______________________________________________

Akif, yaşadığı ülkeye, topluma ve dostlarına her şeyini verdi
ve bunların karşısında hiçbir şey talep etmedi.
Herkesin aksine Akif,
birtek ailesine karşı olan sorumluluğunu yerine getirememişti.
Bu yüzden yoksulluğunun, fedakârlığının, kendinden vazgeçmenin maliyetini
kendisi kadar eşi ve çocukları da ödedi.
Yine bu nedenledir ki,
ölümünden sonra ailesine tertemiz bir isimden, eserlerinden başka bir şey bırakmadı.
Ve yoksulluğu çocuklarının hayatına yansıdı.

Ne yazık ki, Akif'e gösterilen ihmal ve ilgisizlikten

çocukları da nasibini fazlasıyla aldı.

alıntılar : www.mehmetakifersoy.com

20 Aralık 2008

"BENİ SEVİYORUM"...!


herkeste,
biraz olsun kendini beğenme duygusuu....

var mıdır, yok mudur?
......
"vardır" mı diyorsunuz?
yok canım. nerden çıkardınız?
kendini beğenmişlik olmaz mı bu?

......
ha, yukardaki resim mi?
bizim konu mankenimiz o.
ver parayı, istediğin şekle girer kerata :)




şaka bi yana,

yokluyorum kalbimi,
ben de kendimi beğeniyorum galiba.
oysa bir yandan da korkuyorum beğenmekten.

evet korkuyorum.
kibir bu şakaya gelmez....




"akılları pazara çıkarmışlar herkes yine kendi aklını almış"
derler.
niye öyle olmuş bilen var mı?
herkes anştayn'ınkine saldırmamış mı?

burda da bir ölçü, bir ayar olmalı....
var galiba.
ama ne?

peki,
kendini beğenmek = kibir midir?


bakalım;

kibir:
(ingilizce) arrogance, haughtiness, pride, snootiness
(türkçe) Kendini büyük görme, başkalarından üstün tutma, büyüklenme,
kendini beğenme, kurum, kibirlilik, gurur, küstahlık, haddini bilmeme, özsaygı, izzetinefis, onur, haysiyet, şeref, tafra, gösteriş, ihtişam...
bu ne yaaa!

e be haddini bilmez sözlük,
ne bulduysan yaz bakalım.
tam karşılığı hangisidir insafsız!?
hepsi farklı şeyler bunların.

durun!... belki birisi uyar.
cümle içinde kullanmaya devam edelim hele :)

kendimi beğeniyorum,
hakikaten icad eden güzel yapmış.
elim, parmak izim, yüzüm,
gözüm, kaşım, dna'm... benzersizim.


kendimi beğenmiyorum,

yapmadığım işler var.
yaptıklarım ya kusurlu ya eksik ya yarım.
işin kötüsü mükemmeliyetçi bir yanım da var.

hayallerimi gerçekleştirmeye gücüm yetmiyor,
zora gelemiyorum, pek tembelim ve aceleci.

.......
"şuna bak kendini bişi sanıyo" deriz mesela...
bunu nerden anlarız?
kısa yoldan,
havalarını kontrol ederiz.
önler 28, arkalar 30 psi den yüksekse biraz havasını almak lazım.

havalara girmek de ne demektir?


yok bakmam bu sefer sana sözlük... gözlük, kibirli dörtgöz!
(kapsamlı sözlükleri sevmiyorum da)

kendini bişey sanan kişi havalara girmiştir evet
ve gıcık olunmaya müstehaktır.
ilk fırsatta lafı sokar rahatlarız.


ya gerçekten bişeyse...
serbest midir o kişiye,
gerim gerim gerinmek ve de kasılmak?

...........
dağılıyor... toplayalım.
zira daha önce büyük adam dedik
bir iki üç dört beş altı yedi yazıda zor toparladık.


esasen,
gerçekten bişey olanların gerilmeleri, kasılmaları geçmiştir
pamuk adam olmuşlardır onlar.
biz onlara büyük adam da deriz.
bu yüzden,
gerilen, kasılan olursa
laf sokmakta hiç tereddüt etmeyiniz.

hatta o kasılmış kişi yüksek makam ve mevki sahibi ise
tek bir lafın bile çok büyük sevabı vardır bilesiniz :)

hem kendini bilen ;
cahil olsaaa,
bunu bilir havalara girmez.
alim olsaaa,
ilmin gerçek sahibini bilir havalara girmez.

bu formüle göre işlemin sonucu;
kendini bilmemek=kibir ola, caaak...tır.
evet...
sorusu olan?
................

öyleyse kendini bilen kişi kendini sevebilir.
denilebilir.

tehlike geçmiştir :)

muhakkak ki en doğrusunu Allah bilir.

K®HAN

4 Aralık 2008

KONUŞ BENİMLE DOKTOR!


elchattabib adından da anlaşılacağı üzere,
sahibine mekan oluşturmaktan öte bir blog oldu.
biz adını öyle koyduk, o da öyle oldu!
zorlama filan yok. tamamen doğal.

peki neden “el-chat-tabib”?
şimdi, bir şarkımız var
"el çek tabib el çek, yarem üstünden" diye.
neden el çek diyor?... cevabı devamında;
"sen benim derdime deva bilmezsin"

"chat" bilirsiniz, nette sohbet anlamındadır.
"tabib" ise hastalığınız cihetiyle sizinle ilgilen kişidir.
işte, biz dikkat etmeyiz çoğu zaman,
hasta bazen "elchattabib!" der.
ya da demek ister.

yani "konuş benimle doktor!"
doktor -doğru anlarsa- "vaktim yok, al şunu iç" der, gider.
üzücü tabii.

hem hastalık iki kısımdır.
bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmi.

bu vehmi hastalıktan az ya da çok herkeste var. hayat zor.
bazen bir an gelir, açıp pencereyi haykırmak istersiniz.
ya da karşı pencereyle biraz hasbıhal etmek…
elchattabib belki o penceredir.
olabilir.

sürekli içine atmak insanı hasta edebilir.
vehmi hastalık çok devam etse, hakikate dönüşebilmektedir.
velhasıl, doktor değiliz.
ama sohbet edebiliriz.

ölmedik ya!

italya’dan bir doktor arkadaş
-bloğumuzun ismine bakarak- "sizi doktor sanıyordum!" dedi.
"ben de sizi öyle sanıyorum!" dedim ona.

evet, internet bu. ne sanıyorsanız o'sunuz ya da o'dur.
budur yani… bunun başka açıklaması yoktur.

sanal alem bu... ben yapmadım ki bunu!

peki, şöyle diyelim,
burada hep birlikte iyileşmek amacı güttüğümüzden,
bloğumuzun ismi "elchattabib" tir.

ha karikatür mü?
o da gülümsetmek için.
moral olsun diye :)

K®HAN

el çek tabib el çek.... yarem yürektedir sarabilmezsin.
alllkışşş

29 Kasım 2008

BÜYÜK ADAM 3

amerikanın superman 1,2,3 ü
büyük adam 1,2,3 serimizle boy ölçüşemez,
çünkü onunki ne kadar kocaman olursa olsun bir yalandır.
bizim ki ne kadar küçümsenirse küçümsensin bir gerçektir.
yalan-gerçek kıyasına daha önce değinmiştik şimdi girmiyoruz.

daha önceki bölümleri kaçıranlar için de bir bölüm özeti
ne yazık ki vermiyoruz.
çünkü kaçan bişey yok.
silininceye kadar herşey yerli yeride.
baştan bu yana bi göz atarmısınız bilmem.
bence gereği yok.
ama ihtiyaç olursa kökü biraz derinde.

VI - büyük adam 2
V - büyük adam tekrara gündemde
IV - gençlik marşı
III - tenbih
II - büyük adam 1
I - birbilen var mı?

önce katkıda bulunanlardan birer önemli fikir....
beenmaya demişti ki...

.......
büyük adam, büyük adam olduğunun kendi bile farkında değildir gibime geliyor benim...

evet. yani, farkında olmamak lazımdır ve kim söylese kim verse bu payeyi reddetmek...
Karōshi demişti ki...

Büyük adam ve büyük kadın tanımları aynı mıdır'ı da isteriz..
Büyük adam cesur adamdır. Kocaman yürekli olandır. Bazen basittir aradığımız. .....

evet. yani, cesur olmalı. basit görünür, basit yaşar, büyük düşünür.... (vereceğimiz örnek ayrıca büyükkadın tanımına ihtiyaç bırakmayacak sanırım)
ferhatcguter demişti ki...

Büyüklük te göreceli adamlık ta...Kime,neye göre büyük adam?....
...hikaye uzun...Ancak demeğe getireceğim mesele şu ki;büyük adam = ufkun genişliği.

evet. yani, neyi baz aldığını bilir, herkesin büyük adamı olmak gibi bir çabası yoktur, hatta davası büyüktür fakat büyük adam olmak değildir. tabii ki ufku geniştir ufak hesap yapmaz uzun vadeli düşünür.
Burcu Sezer demişti ki...

Büyük adam boyuna göre değişkenlik gösterir...

evet. yani, büyük adamlığı kimsenin eşit değildir mertebeler pek çoktur.
Wilwarin demişti ki...

.....Her yönden büyük adam olucak kimse yok çünkü..

evet. yani, kusursuz insan yoktur. büyük adam heryönüyle mükemmel olmak gerekmez
Nily demişti ki...

W.Reich küçük adama der ki seni büyük adam yapacak tek hakikat sıktığın yumruğun içindedir....

evet. yani, cesurdur, öfkesi büyüktür ve onu kontrol edebilir.
Demet demişti ki...

Leon (hani Mathilda'nin Leon'u) bence bir büyük adam...

evet. yani, iyilikseverlikve sevgi onun olmazsa olmazıdır.
BüYüKGüZeL demişti ki...

büyük adam ha, hoş =)

evet. yani, hakikaten hoştur büyük adamlar :)
lafı daha fazla uzatmamak lazım.
güzel bir sohbetti bu sizinle paylaştıklarımız.
yorumlarıyla bizzat katkıda bulunanlara teşekkür ediyoruz.
lakin şaka bir yana şu da bir gerçek ki;
büyük adamı tarif etmek bize düşmez.

hem,
"herkes büyük adam olabilir"
lafını eğer biz söylersek
belki büyük adamlığı hafife almış oluruz.
yalnız şunu söyleyebilmeliyiz;
herkes büyük adam olamayabilir fakat
herkese büyük adam olma fırsatı verilmiştir.

bildiğiniz gibi,
insanın mertebesinin kendisininkinden büyük oluşunu hazmedemeyen şeytan huzurdan kovulmuş ve haklılığını ispata koyulmuştur.
günlerden bir gün şeytan,
şeytanın avukatı filminden bir karede;
kendisinin hilelerine kanmayıp iyi insanları savunmayı seçen,
hemde başarılı olan bir avukata,
mahkeme çıkışında, insan kılığında iltifatlar yağdırır.
karşılığında bu iltifatları kabuleder tarzda bir gülümseme gördüğünde,
avukat uzaklaşırken arkasından der;
kibiiirr... en sevdiğim günah.

işte büyük adam ilk evvela bunu bilir, ve herdaim hatırında tutar.

şimdi de gerçek hayattan bir anekdot;

"İşte, şu zamanın insanları, hırs ve açgözlülük yüzünden,
küçük bir hediyelerini pek pahalı satıyorlar.
Benim gibi günahkâr bir biçareyi,
sâlih veya velî tasavvur ediyor, sonra bir ekmek veriyorlar.
Eğer—hâşâ—ben kendimi sâlih bilsem,
o gurur alamaetidir, salih olmadığıma delildir.
Eğer kendimi sâlih bilmezsem,
o malı kabul etmek caiz değildir.
Hem âhirete yönelik amellere karşılık sadaka ve hediyeyi almak,
âhiretin bâki meyvelerini dünyada fâni bir sûrette yemek demektir."

şimdi gelelim büyük adam 2 nin finalinde bahsettiğimiz
büyük adama örnek olarak seçtiğimiz
video görüntüleriyle gazete kupürleriyle sabit
çok yakınımızdan, dünümüzden bir vatandaşımıza...

o büyük adam rakel dink dir.

evet,
yetimhanede büyümüşler,
ben onları tanımazdım.
daha önce ve sonrasında hiçbir hırant dink yazısı okumadım.
ermeni değilim, hıristiyan da değilim.
herhangi bir özenti de beslemiyorum, özendirmeye de çalışmıyorum.
hırant dink katledildiğinde peşinde "hepimiz hırantız" "hepimiz ermeniyiz" diyen insanların arasındada değildim.
hayır, yanlış yaptılar demiyorum
ama belki safdillikle attıkları sloganları
hırant dink'i katleden,
-her türlü farklılıklara tahammülsüz-
zihniyetin ekmeğine yağ sürer gibiydi.
oysa,
ne hepimiz türktük ne de hepimiz ermeni.
belki yetmişiki milletten terkip vatanını seven insanlardık biz,
aynen osmanlı'daki gibi.

biz bir vatandaşımızı ebedi aleme yolcu ederken,
arkasında bıraktığı eşi büyük adam rakel dink,
katile anne şefkatiyle bakıp "bir bebekti" diyerek,
kendi büyük adamlığını açık ediyor,
bir ders bir veda konuşması yapıyordu.

yetim çocuk ölmüştü, yetim kız ağlıyordu.
şimdi onu dinleyelim;


Sevgili dostlar,

bugün bedenimin yarsını, sevgilimi,
çocuklarımın babasını,
ailemizin büyügünü,
sizin kardeşinizi ugurluyoruz.

Sagdakine, soldakine, öndekine, arkadakine rahatsızlik vermeden, saygisizlik yapmadan, sloganlar atmadan ve pankartlar açmadan sessiz bir saygi yürüyüşü gerçekleştiriyoruz.
Bugün sessizlik ile büyük bir ses yükseltecegiz.
Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır.

Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27 olsun,
katil kim olursa olsun,
bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum.
Bir bebekten bir katil yaratan karanligi sorgulamadan,
hiçbir sey yapılamaz kardeşlerim...

Ah kardeşler,

Onun doğruluga olan sevgisi,
şeffafliga olan sevgisi,
dostuna olan sevgisi onu buraya getirdi.

Korkuya meydan okuyan sevgisi onu büyüttü.
Diyorlar ki O büyük bir adamdı.
Size sorarim: “O büyük mü doğdu?”
Hayir! O da bizim gibi doğdu.
O gökten değildi, o da topraktandı.
Bizim gibi çürüyen bir beden!
Fakat yaşayan ruhu, yaptığı iş, kullandığı üslup,
gözlerindeki, yüreğindeki sevgi onu büyük yaptı.

İnsan kendiliginden büyük olmaz.
İnsanı yaptıkları büyük yapar.

Evet, o büyük oldu.Çünkü büyük düşündü. Büyük söyledi.
Bugün buraya gelerek hepiniz büyük düşündünüz.
Sessizce büyük konuştunuz. Siz de büyüksünüz.
Bugünle kalmayın, bu kadarla yetinmeyin.
O bugün Turkiye'de milat yaptı, sizler de mührü oldunuz.
Onunla manşetler, onunla konuşmalar, onunla yasaklar değişti.
Onun için “dokunulmazlar” veya “tabular” yoktu.
Kelamda dedigi gibi yüreğinden taştı. Büyük bir bedel ödedi. Bedellerin ödendigi gelecekler
Hrantları severek, Hrantlara inanarak olur.
Nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutarak olmaz.

Bu yükseliş karsidakini kendin gibi görerek, kendin gibi sayarak,
kendin sayarak olur.


Ah kardeşler,

Onu ev cennetinden ayırdılar.
Göksel ve ebedi cennete kanat açtırdılar.

Gözleri daha yorulmadan,
bedeni daha yaşlanmadan,
daha hasta olmadan,
sevdiklerine doymadan kanat açtırdılar göksel cennete.
Biz de geleceğiz sevgilim, biz de geleceğiz o eşsiz cennete.
Oraya yalnız ve yalnız sevgi girer.....
....Orda gerçek sevgi bir arada ebediyen yaşayacağız.
Kimseyi kıskanmayan sevgi, kimsenin malında gözü olmayan sevgi, kimseyi öldürmeyen sevgi, kimseyi aşağılamayan sevgi, kardeşini kendinden üstün tutan sevgi, kendi hakkından vazgeçen sevgi, kin tutmayan sevgi, bağışlayan sevgi, kardeşinin hakkını arayan sevgi, Mesih'te bulunan sevgi... Ve bize dökölmüş olan sevgi...

Yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir sevgilim?
Hangi karanlık unutturabilir sevgilim?
Olmuşları, olanları kim unutturabilir sevgilim?
Korku unutturulabilir mi sevgilim? Yaşam mı? Zulüm mü?
Dünyanın zevki sefası mı sevgilim?
Yoksa ölüm mü unutturacak sevgilim?
Hayır, hiçbir karanlık unutturamaz sevgilim.

Ben de sana yazdım bu aşk mektubunu sevgilim.
Bana da ağır oldu bedeli sevgilim.
Bunları yazabilmeyi Hisusa borçluyum sevgilim.
Onun da hakkını ona verelim sevgilim.
Herkesin hakkını herkese geri verelim sevgilim.

Sevdiklerinden ayrıldın,

Çocuklarından ayrıldın,

Torunlarından ayrıldın,

Sizlerden ayrıldı,

Kucağımdan ayrıldın.

Ülkenden ayrılmadın sevgilim!


ölebilmek insanlar yaşasın diye,
ağlayabilmek insanlar gülebilsin diye.
bu gün yaşanan güzel günlerin bedeli geçmişte ödendiler....
bilebilmek....


K®HAN

24 Kasım 2008

BU GÜL SİZİN İÇİN...


bir meslekten olmak için illaki o meslekten para kazanmak mı gerekir?
yani mesleğin tanımı; para için yapılan sey midir?

değilse,
bugün kutlanacak olan öğretmenlik mesleğine
kimler dahil oldu bir düşünsenize…
demek ki öğretmek milli eğitim bakanlığının tekelinde değil.

olsa bile,
anneniz babanız kardeşleriniz
kediniz bloğunuz arkadaşlarınız
eğriniz doğrunuz yanlışlarınız
eşiniz dostunuz çift kaşarlı tostunuz.
bize hiçbir karşılık beklemeden bir şeyler öğretenler….
sanırım kutlanmayı, onlarda hak ettiler.

“yüz bin alimlerden şimdiye kadar aldığım dersler,
annemden bir yaşında aldığım telkinlere eşdeğer olamazlar”
diyen bir alim tanıyorum.
eğer kendinizde bir güzellik görüyorsanız
bu gün annenizi de unutmayınız.

bilenle bilmeyeni kimse bir tutmuyor.
demek bilgi bu kadar kıymetli.

bildiklerinizi kimden aldınız?
peki o kimden aldı?
devam ettirin böyle…
ucu kime dayandı?

mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi?

bildiklerimiz kimin ilminden bize ulaşan parçalardır?
yerçekim kanununu kim buldu da bize getirdi?
bulduğu yere onu kim koymuştu?
kim bu kanunu yazan?
ve cisimleri o kanuna itaat ettiren?
insanlık insanca yaşamayı kimden öğrendi sonra…
bilginin kaynağı kim?
her şeyden bir şey öğrendik.
işte o her şey bizim hayatımızdı.
hayatı vererek kendini bize bildirmek isteyen biri olsa gerek.
bizi yaratacak kadar seven kim?

bilenler var muhakkak.

bu gün öğretmenimize teşekkür etmek var daa,
O’na,
mesajlarını bize ileten Mesıncırına,
ve O Mesıncırdan öğrendiklerini bize kadar ileten herkese
teşekkür etmek yok mu?
…….
öyleyse öğretmenler günü de bir vesiledir.

Allah’ım her vesileyle kendini bize hatırlat ve sevdir.

K®HAN

22 Kasım 2008

KRİZ CANAVARI


ulan kıriiiz...

büyük adam serimizi tamamlıycaz,
tam havaya giriyoz,
hep bişey çıkıyor .
hep hep hep hep....
önce blogger kapatma davası,
şimdi de kriz....

şu anda herkes

ekonomik kriz haberlerine kitlenmişken

kim ne yapsın büyük adam tarifini?

sen ne dersen de artık

kıçını kurtaran büyük adam.


haaa, krize inanmıyor muyum?
haaaşaa...

enflasyon canavarı vardı,
trafik canavarı var,
kriz de oluversin.
bakın, itiraz eden mi var?

ama bilen, bilmeyen, ağzı olan konuşuyor.
daha demincek,
judi-grafiti.blogspot.com da kriz hakkında korhan ne dedi...

ekonomiden hiç anlamam.

yalnız insan anlamadığı işlerde,
anladığı bir açıklama bulamadığında,

ona uygun bir misal bulup,
olayın arkasındaki gerçeğe
o misalin dürbünüyle bakabilir....mi deneyelim;

dünyada, başta amerikan ekonomisi olmak üzere
çökmeyen ekonomi yok sanırım.

hatta ilk büyük şok vurduğunda
biz bayramdaydık duymamışız. Allah'tan işte...

şimdi artçı şokları kulağımıza sokuyorlar.


mesela;
-işte dürbün geliyor
- :)
dümdüz bir platform düşünün
o düzlemde eğer her yer çöküyorsa
orada bir çukurun varlığından söz edemezsiniz.

yani 5 nisan kararları , kara çarşamba filan olsa idi
panik yapacaktım ama
sanırım bu "el ile gelen düğün bayram" hesabı oldu biraz
.

esas bizi sarsan

ve o bahsettiğiniz fırsatçıların işine gelen,

eyvah kriz geliyor haberleridir.
yalnız merak etmeyiniz,
hiçbir şey ülkemizde haber programlarının öngördüğü şekilde gitmemektedir.

yakında -
ucu çoğunlukla boşa çıkan-
bu haberlere
top yekün duyarsız kalacağız.
ve hep beraber göreceğiz

-tabii o vakte ulaşırsak-
"top atsan yıkılmaz" deyiminin
bize nasılda yakıştığını.


inşallah....


K®HAN

19 Kasım 2008

İPLER KİMİN ELİNDE?



ben ilk anda,
aklıma geldiği, dilimin döndüğü kadarıyla
yazıyorum yazımı
ve hemen yayınlıyorum.


siz de sıcağı sıcağına
fırından çıktığı gibi bakıyorsunuz
tadına çoğu zaman.
ama yazı ilk çıktığı gibi durmuyor bazen.
terbiyeleniyor, sosu ekleniyor filan....
bi bakıyorum nerdeyse yeni bir versiyon oluşmuş.
şu ana kadar hiç farkedip de
"aaahaa yakaladım. bu yazı böyle değildi" diyen olmadı.
farkeden oldu belki de diyen olmadı.
aslında konunun kaderini değiştirecek keskinlikte düzenlemeler değil tabii bunlar.
yumuşak ama gerekli rutuşlar...

bazen kendimi kaybedip
bu böyledir böyle olmalıdır gibi tabirler kullanıyorum.
onlar törpüleniyor mesela.


çünkü bir insanın diğer kardeşine karşı vazifesi
belki ona yeni pencereler açmaktır, fakat
kafasını tutup o yöne zorla çevirmek değildir.
bakmak istemeyene kızmaz, darılmaz.
görmek istemeyenin gözüne sokmaz.

elini, kolunu, dilini, kulağını bağlamaz.
acaba burayı da törpülesek mi?

aslında biri kendisine birşey anlatmaya çalıştığında,
ona güvenip güvenmeme konusunda
en önemli kriteri şu olabilir insanın;

bunun karşılığında benden bir ücret istiyor mu?
ya da bana ne satmaya çalışıyor?

evet.
televizyonda çok yaşıyoruz bu olayı.
bu soruları sorup da kendine
ne yapmaya çalıştıklarını çözebilenler kapatıyor hemen.
bazen ne yapmaya çalıştıklarını bile bile de
lades diyebiliyor insan
o da ayrı konu.


şimdi bir film repliği ile konuyu biraz açalım;

- Dur biraz. Haberleri mi dinliyorsun?
(der, kitap kurdu, ince, naif, harika çocuk)


- Şimdi de haberlere mi kafayı taktın?
(der, ekşıncı, kaba, boşvermiş, alaycı adam
)

(çocuk): Evet, haberlerle ilgili
büyük bir sıkıntım var.
Ne olduğunu söyleyeyim mi?
Haberler tamamen hileli.

Her Allah'ın günü, duyduğun her şey
şirket medyaları tarafından
sadece tek bir amaç için tasarlanıyor:

Seni korku içinde yaşamaya zorlamak.

(adam): Korku mu?

(çocuk): Mutlak korku.
Bu sayede dışarı çıkıp, muhtemelen
asla ihtiyaç duymayacağın
şeyleri satın alıyorsun...
ve yayıncı kuruluşlar,
reklam geliri kazanmaya devam ediyor.

umursamaz adam umursayacak gibi olur fakat
o sırada hayatın ekşını başlar,
o da ekşıncıdır ya,
dalar gider maceraya...


dünyayı,
korkutulmuş, bezdirilmiş,
hayatını ekşınla korumaya çalışan,
silahına güvenen ekşıncılar değil,
düşünen,
perdeye değil perde arkasına,
kuklaya değil kuklacıya,
parmağın ucuna değil,
işaret ettiği yere bakabilen çocukların
kurtarabileceğini düşünüyorum açıkçası.

evet ekşına gerek yoktur. çünkü kuvvet haktadır.
dolayısıyla güçlü olan değil
haklı olan kazanacaktır.
hak dağıtmaktan aciz hukuk sistemimizi gözardı ettiğimi sanmayınız.
ama endişlenmeyiniz o da bu haksızlığa dayanamayacaktır.

işte o çucuklar o gençler ise kapıdadır.
siz siyasetin yalancı oyuncaklarıyla oynarken beyamcalar,
onlar kendini eğitiyormaktadır.
kamptadır.

kırk kilit vurup ulaşılmaz yaptığınız arşivler
okunamaz hale getirdiğiniz kitaplar sizin olsun.
saklayınız.
şimdi sizden istedikleri hiçbir şey yok
sadece kapının önünde durmayınız.
onlar artık tıkayamadığınız bir kanaldan besleniyor.
sakin olunuz. tamaam... kudurmayınız:)

hülasa;

para, pul, reyting, tık, oy vesaire gibi maddi bir talebi ya da,
sevgi, saygı, hümet, paye vesaire gibi manevi bir talebi yoksa
böyle birine güvenmiycenizde kime güveneceeniz kardeşler sorarım size?
yazar burada kimseyi kastetmiyor :)

aldanmak riski ise her zaman için vardır.

ama şu kısacık ömürde,
şu dostsuz zamanda,
toplumumuzda güven krizi oluşturarak rant elde eden kesimin
ekmeğine yağ sürmemek için dahi
güvenmeliyiz dostlarımıza.

ya da,
boşverin, dokunun kumandanın tuşuna
devam edin o "dayanılmaz" ekşına.
birgün anlarız belki birbirimizi,
o ekşın*ın içinde buluştuğumuzda.

ya da şöyle mi bitirsek?
birgün anlarız belki,
o ekşının içinde
birbirimizi kaybettiğimizde.

*ekşın: bildiğimiz ekşındır.
vurdu kırdıdır.
tarantinonun hicvettiğidir.

K®HAN