18 Mart 2009

HEROES


kahramanlık hikâyeleri uydurmak maharet ister evet.
ama pek de zor değildir hani
esası da yoksa tarihinizde 

-ki olmadığı uydurukçuluklarından bellidir-
dilediğiniz gibi uydurursunuz.

gerçek kahramanlardan bahsedecekseniz eğer,
iş değişir.
sadece maharet yetmez çünkü
kelimeler kifayetsiz kalır; yürek de ister.

evet,
gerçek kahramanlıkları hakkıyla övebilen
hiç değille bir kahramandır
ve belki daha fazlası…

işte şimdi,

tarihinin, kim olduğunun ve asıl gayesinin,
farkında olan kahramanlar
bir bir kalemlerini kuşanıyorlar yeniden
lakin,
söz konusu Çanakkale Kahramanları olduğunda
hâlâ O konuşur, bütün kalemler O'nu dinler ve
yukarıdaki iddiamıza da kendi bizzat delil teşkil eder.



Çanakkale Şehitlerine
.........
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bucihât..
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy



"ordunun zaferini başa vermek ve o başın kusurunu koskoca bir orduya yüklemek, binler hayırları bir tek hayra indirmek ve bir tek kusuru binler kusur yapmaktır."


meçhul asker
eğer tüm bu kahramanlık payesi 
tek bir askere verilecekse,
o ancak meçhul asker olabilir.
ki yaralı düşman askerini 
kucağında taşımak gibi bir insanlığı
bu dünya bir daha görmemiştir.
öyle büyüktür ki yaptığı iş; 
yıllardır kaidesi boş durur da,
heykeli hala dikilememiştir.
@korhanya


K®HAN

14 Mart 2009

O BiZi ÖLDÜRMEDEN



Bardağın dibinde hazır çorbanın son kalıntıları duruyordu.
Kaşığı kullanarak onlara ulaşmaya çalıştım.
Kanalların arasında bir Judo filmi görünüp kayboldu.

Herkes sıkılmıştı.
Kendilerini oluşturan kümenin elemanı olmayan
üçüncü çoğul şahıslardan ilgi ve
belki biraz da sevgi görmek istiyorlardı.

"Televizyonu kapatayım mı?" diye sordum.
Cevap gelmedi.
Televizyonu kapattım.

Tea-Rex "Televizyonu neden kapattın?" diye sordu.
Kapatmadan önce sormuştum oysa.
Sincap ona dönerek "Televizyon öldü" dedi.

Hepsi televizyonun bu ani ölümüne çok üzülmüştü.

Televizyonun beklenmedik ölümü üzerine
herkesi bir araya toplayarak
aşağıdaki konuşmayı yapmayı uygun buldum;

Dostlarım sizleri buraya emektar televizyonunuzun ani ölümünü tartışmak üzere topladım. Aslında açık konuşmak istiyorum, kendisi vakit hırsızı kötü bir dosttu. Ama zaten hangimiz mükemmeliz ki?"

"Biliyorsunuz mükemmel insan arayışı Uzakdoğu kültürünün büyük bir parçasıdır. Bir açıdan belki tamamıdır, hatta kendisidir.
*(1)

"Jigaro Kano
*(2) diyor ki; "Mükemmel insana ancak ruh ve bedenin sistematik eğitimi ile ulaşılabilir. Eğitim ruh ve beden mükemmel bir uyum içerisinde çalışana kadar sürer."
*(1)

"Bu arayış doğuya doğru hareket ederek, Hollywood Sineması'na malzeme oldu. Kültür sanayileşme sürecine girdi. Kendi müzik ve moda akımlarını yarattı."

"Buradan Avrupa'ya, Orta Asya'ya ve diğer ülkelere doğru yayıldı."

"Birçok insan kültürün kaynağını görmek için Uzakdoğu'yu tatil programlarına dahil ettiler. Gelir seviyesi buna yetmeyenler ise post-modern sinema örneklerini izlediler. Döngünün tamamlanması gerekiyordu. Böylece tamamlandı."

"Ancak Hollywood döngüsünden yüzyıllarca önce doğunun 'mükemmel insan arayışı' ipek ve baharat yolunu kullanarak batıya doğru hareket etmiş ve Anadolu'ya girmişti"

"Bu anlayış, Anadolu'daki İslam anlayışında gözle görülür bir bozulmaya neden oldu. İnsanlar Kuran'ın insana bakışını bir kenara bırakarak dünyada mükemmelliği yakalamanın peşine düştüler. Hatta bu arayışı yücelttiler."


"Yarattığı kulu yaratandan daha iyi kim tanıyabilir? O bizim mükemmel olmadığımızı biliyor ve bizden mükemmel olmamızı da istemiyor."

"İnsan unutkandır, unutur. İslam insanı unuttuğundan sorumlu tutmaz. Namaz kılmayı unuttuğunuzda, kılmadığınız namaz için günah yazılmaz. Oruçlu iken unutarak yediğiniz yemek de orucunuzu bozmaz."

"Demek ki, Allah'ın insandan istediği hiç hata yapmaması değildir. Allah'ın istediği insanın gururunu yenerek yaptığı hatayı kabul etmesidir."

"Şeytan kendisinden insana secde etmesi istendiğinde bunu yapmamıştı. Ardından yaptığı hatayı gururuna yediremeyerek af da dilemedi ve kovuldu. Şeytan kulaklarımıza gururlu olmayı fısıldıyor. Hz. Adem ve Hz. Havva ise gururlarını yenerek yaptıkları hatayı kabul ettiler ve af edildiler."

"Tasavvuftaki, Allah'a ölmeden ulaşmak isteği gerçekle ve insanın yaratılışıyla bağdaşan bir istek değildir. Bu istek insanı aşar. Hiçbir insan her ibadetini aynı konsantrasyon içerisinde tekrarlayamaz. Bazen namazda insanın aklına en olmadık düşünceler gelebilir. Bunlar bile Allah (cc) katında namazın bozulması, kabul edilmemesi için sebep değildir. Namazın farzlarının yerine getirilmesi bir namazın kabulü için yeterlidir."

"Hata yaptığını kabul etmek insan olduğunu kabul etmektir. İnsan hata yapmasın isterseniz, insanı hayattan soyutlamanız gerekir. Kendisine tasavvuf ehli diyen insanlar da ancak bu şekilde, kendilerini hayattan soyutlayarak hatadan arındırmışlardır. Bu da Allah'ın istediği bir "yol" değildir." Allah bizi birbirimizden soyutlamak isteseydi hepimizi ayrı gezegenlerde de yaratabilirdi. Oysa Allah bizi birbirimiz ile de sınıyor.

"Hatalarını zayıflık olarak görmeye başlayan kişi kendisini yanlış bir yola sürükler. Bu yanlış yolda da gene Uzakdoğu'nun etkilerini görürüz. Usta - Çekirge ilişkisinden izler taşıyan bu etkilenmenin öznesinde, kendisini mükemmelliğe ulaştırması, mükemmellik ile kendi arasında köprü kurması için, kendisinden daha yüksek konumda gördüğü insanlara tabi olan kişiler vardır. Bu kişiler Allah'tan (cc) başka her türlü tabi olunanın Allah'a (cc) eş koşmak olduğunu bilmezler. Onlar Allah'ın (cc) kulu ile arasında hiçbir aracıyı kabul etmediğinden habersizdirler."

"Allah kendisine günde 5 defa ibadet etmemizi, bunun dışındaki vakitte ise çalışmamızı ve hoşa gidecek işler yapmamızı istiyor. Allah bizden insan olmamızdan fazlasını istemiyor. Allah kendisi ile kulu arasına aracılar sokmuyor. Allah bize taşıyamayacağımız yükler yüklemiyor. Allah bize pratik uygulaması olan, insana uygun bir din armağan ediyor. Dini kendisine zorlaştıranın durumu ne kötüdür."



Bu sözlerin ardından aralarından ayrıldım.
Belki arkamdan düşüneceklerdi.
Belki de televizyonun gerçekten ölmediğini fark edecek
ve geceyi kanepenin üzerinde geçireceklerdi.
Belki bir gün televizyonu kendileri öldüreceklerdi.
Ya da televizyon bir gün hepimizi öldürecekti.


.........

*(1)
Profesör Jigaro Kano (28 Ekim 1860-1938) Kodokan Judo'nun kurucusu.
*(2)
Kaynak : "Kodokan Judo", Jigoro Kano 1986 ISBN 0-87011-681-9 Kodansha International.



12 Mart 2009

CENNETI SATINALMAK !

vaktiyle nurdangencel.blogspot.com'da,

Nurdan Gencel dedi ki...
Bir boşluğu doldurmaz marka, kendi boşluğunu yaratır, zaten kimse de kimsenin yerini dolduramaz.

K®HAN dedi ki...

çoğu zaman markanın açtığı boşluğu,
o markayla satılan ürün de dolduramaz.
sandırılana aşık olur, olanla yetinirsiniz.
bu mudur?

Nurdan Gencel dedi ki...

Budur ama genelde yetinme değil yetinememe durumu hakimdir denebilir:)

K®HAN dedi ki...

doğru,
kanaat az bulunur bir erdemdir.
insanın taleplerinin tam karşılığı ne yazık ki dünya da yok.
satıcılar dünyayı satarken cenneti gösterir.

dedi.
yetinmedi,
ve bir k
aç resimle pekiştirmek istedi.

10 Mart 2009

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ çok açık...

yaratıldığında insan,
mutluluk pakete dahildir kardeşler.
mutluluğu aramak için gönderilmedik yani buraya
asıl mesele muhafaza etmek...
öyle olsa gerek.

paha biçilmez bir mücevher olduğu için
onu taşımak kolay değildir haliyle.

evet, düşmanı pek çoktur.
lakin, onu kendimizden koruyabilirsek
sonsuza dek parlamaya devam edebilir.

inanıyorum.
........

küçük yaşta annesini kaybetmişti pollyanna
babası rahipti
ve mutluluğu korumanın yolunu kızına öğretmişti.
mutluluk oyunu....

pollyannacılık,
bir çocuğun yapabileceği kadar kolay
bir yetişkinin yapamayacağı kadar zor bir oyundur.
evet, bir bardağın yarısı boşsa 
o bardağa dolu demek....çok zordur.

lakin başka bir formülü de yoktur bu işin,
mutluluk için 
pollyannacılık tek yoldur,
işte formül budur.

"biri uydurmuş işte
altı üstü bir hikayedir anlatılır"
diyebilirsiniz.

uydurulmuş ya da yaşanmış farketmez benim için.
eğer uymuşsa,
ben yaşanıp yaşanmamış olduğuna hiç bakmam.

bütün semavi dinlerin özüne bakınız
göreceksiniz,
polyannacılık olarak isimlendirilen teknik
aslında bir ilahi öğretidir.
ne yazık ki bu da kimilerine göre bir hikaye(!)dir.



bu yazı mesela bir hikaye kitabı tavsiyesi olabilir.
ama cocuklar için değil... bizim için!

pollyannacılığı unutan ya da hor gören biz...
bu dostsuz samimiyetsiz 
dehşetli ahir zamanın insanları için.

bakın ben kitap okumam.
yok... okumam derken,
populer kitap takipçisi olmadığımdan bahsediyorum.
....


neyse kardeşler çok konuştuk
çay yok, kahve yok.
huzurlarınızdan,
mutluluk üzerine yazılmış bir hikaye ile çekiliyorum:


anlatılır ki, kralın biri çok mutsuzmuş…
ne yapılsa, nasıl yaşasa, bir türlü mutlu olamıyormuş…
kralın bu derdini bilen bilge bir kişi, ona şu tavsiyede bulunmuş:

“bütün ömründe hep mutlu olmuş,
hiç üzülmemiş bir adamı bulup, onun gömleğini giyiniz… tek yolu budur…”

ülke didik didik edilmiş, ama
“ben hep mutluyum.” diyen bir adama rastlanmamış…

tam vazgeçerlerken, bir dağ başında buldukları garip bir çoban,
“evet“ demiş, “Ben hep mutluyum.
mutsuz olduğum hiçbir zamanı hatırlamıyorum!”

kralın adamları çok sevinmiş… tekrar tekrar sormuşlar:

- gerçekten hep mutlu musun?

- mutsuzluk diye bir şey tanımadım.

vaaay!!!

bu cevap üzerine çobana durumu anlatmışlar
ve tabii ki hemen bir gömleğini istemişler.

işte o an,
garip çoban çok mutsuz olmuş 
dudaklarını bükmüş ve büyük bir üzüntüyle,
“benim hiç gömleğim olmadı ki” demiş…

hikaye böyle...
demek ki çoban televizyon seyretmiyormuş.
kralın adamlarının bu mutsuzluktaki payı ise
tabii ki, eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmek olmuş.

hikayenin ana fikri ise
"reklamcıların yaptıkları 
aklımıza karpuz kabuğunu düşürmekten başka bir şey değildir."
imiş.

bitmiş.

K®HAN
aptalca, bir sen bir ben bir de bebek, deli, derme çatma, Eleanor H. Porter, karpuz kabuğu,

8 Mart 2009

ZAMANA KONULMUŞ BİR 'MiM'

Tarih Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi…
Fil Vak`asından elli veya elli beş gece sonra.
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
Mekke`de mütevâzî bir ev, günlerden Pazartesi.
Vakit, seher vakti....



varlık alemi yokken ilk önce,
O'nun nuru var edilir.
ve sonra herşey O'nun nurundan...

var oluşuyla; kainatın tohumu,
ve kainat ağacının en mükemmel meyvesidir.

O, yeryüzünde;

süpürge elinde hanımına yardım eden,
gökyüzünde;
varlık aleminin bittiği yere yükselip
Rabbiyle görüşen
bir insandır.

O, Varedenin sevgilisidir.

Mim ise;

dedesi tarafından, gökte Hak,
yerde halk övsün niyetiyle konulmuş

O'nun en bilinen isminin baş harfidir.

Mim, bundan daha derin ve daha öte,

ve daha güzel
ve daha sevgili bir görev edinmemiştir.


o sabah doğmak,
zamana konulmuş bir Mim olmak
ve son kez temize çekmek zamanı.
insanlığa ebediyetin anahtarını sunmak
ve geride, daha önce hiç olmadığı kadar
yaşanası bir dünya bırakmak....


belki de,
elyordamıyla, kulaktan dolma,
deneme yanılma,
yalan yanlış yaşadığımız hayatlarımıza
bir MiM koyup,

çok okuduğumuz(!), iyi bildiğimiz
(!),
yakından tanıdığımız
(!)
Muhammed(S.A.S)i yaşamanın vakti
çoktan gelmiştir.

öyleyse tebrik edin birbirinizi
bu gece mevlid kandilidir.

K®HAN


2 Mart 2009

MiM

Arkadaşlardan biri bize bir mim kondurmuş.

ben burda öğrendim mimlenmek nedir?
onu da tam öğrendiğim söylenemez.
çünkü aslı nedir bilmiyorum.

ama en azından anladığımız kadarıyla
mimlenmiş olmanın gereğini
yapmak gerekir diyorum.
zira benim anladığım;
bu işin bir davet yönü var
ve bize de davete icabet yakışır.

bir eylem olarak "mim"i
ben ilk defa lise sıralarındayken
tarih öğretmenimin ağzından duydum.
ve peşinden de bir gümleme.... :)

tahtaya asılı duran bir haritada
sorduğu şehri bulamadığı için
arkadaşımızın kulağından tutup
"bak işte burdaymış....
buraya bir mim koyalım da unutmayalım" diyerek
kafasını o noktaya vurmuştu
ve rihter ölçeğiyle orta şiddette bir sarsıntı ....

evet orta şiddetteydi,
zira sınıfta can ve mal kaybı olmadı fakat
korku ve panik yaşandı :)

mimle ilgili bu pek nahoş hatıra yüzünden belki,
bu blog mimine cevap yazacağım ammaa,
başka arkadaşlarımı mimlemiyciim.

illa da mimlenmek isteyen varsa
haritadan yer beğensin :)
ee öğretmenin etkisi büyüktür öğrenci üzerinde.


eveeet,
sevgili beenmaya,
gelelim sana.
:)
yani mimden anlamıyoruz diye
böyle de olmaz ki canım.
öyle evet,
pas böyle atılmaz ki.
tribündekiler mimlenen zatın üzerine tıklayınca
verilen pası naklen takip edebilmeliler.
yoksa ben böyle mime mim demem :)

hayatımda alığım ilk mim
böyle mi olacaktı canım!
sadece ismimizi kızartıp bırakmışsın.

sen kavşağa birkaç isim yaz,
ok işareti koyma...
olmaz ki ama!

ben mesela,
en çok tanınan 100 şahsiyet arasında değilim ki!

blogum mesela,
ben önce gireceğim diye millet birbirini tıklamıyo ki!

hem attığın pasın akibetini merak eden blog camiası
ve hatta alem-i internet
yapacağımız teknik, estetik ve de fannntastik şovları
naklen takip edemeyecekse,
ne anladık biz bu mimden...
....
dii mi ama !?

bloğu olan birine hiç bir kusur, eksik göstermeyeceksin.
aynen afiş olursun, dünya alem duyar.
Allah muhafaza.


gelelim mim konumuza;

sevdiğiniz blog özellikleri nedir?

el cevap:

ayna gibi ama kusur yansıtmayan, saade, rahat, güleryüzlü, özgür ve cesur, teknik, estetik ve de fantastik :) sıfır kibirli, yüksek moralli, ortaşekerli blog severim.

aralarda her ne kadar "ve" olsada,
bu vasıflardan birinin bulunması bile
o bloğu sevmek için yeterlidir.
"veya"dır onlar veya.
askerlik yapmış olanlar tercih sebebidir.
sınıfa baktım, şu an birtek ben varım da o yüzden :)


harf olarak Mim ise
görünenden çok ötedir.
bilenler bilir...

K®HAN

27 Şubat 2009

GÜZELLİK REÇETESİ



daha önce hiç güzellik reçetesi yazmamıştım.
haliyle tabii ....
reçete de yazmamıştım.

ehliyet ister, sorumluluk gerektirir,
"yazdım valla"yla olmaz,
hipokrat yemini elzemdir.

ama arkadaşıma yazdığım bir iki cümle
nedense, reçete hükmüne geçmiş....
evet, haddim değil ama

sarfettik gitti.
söz, yaydan fırlayan ok gibidir
yapcak bişey yok.

atmıyorum.
arkadaşım doktordur.
boşa doluya, kuru sıkı sallamaz O söyledi.

ya da ben yakıştırdım "reçete" adını,
hatırlamıyorum.
yalnız
O'nun üstünde denendi.

yan etkisi yok,

doz aşımı zararsız.
şöyle ki;
"tuğlaları üst üste koymak
tekrar değil tesistir" hükmünce
saymadan gönlünüzce uygulayabiliyorsunuz :)


bundan 5 yıl önce filan olsaydı,
söylediklerim havada kalırdı fakat,
japon bilim adamları
-ne kadar uğraştılar bilmiyorum-
güzel sözün, güzelleştirdiğini buldular.

çok zaman geçmedi üstünden öyle,
bilen bilir;
güzel sözlerle güzelleşen sular
mataramataşimasuko laboratuarlarından,
cümle aleme poz verdiler.

inanmayanlar,
-ki onlar genelde metaryalist olurlar-

gitsinler japonlardan sorsunlar.
çünkü benim delillerim mücerret, soyut.
yok yani onlara göre.

ne diyordum?

ha,
anneannem çocukken bana okunmuş sular içirirdi.
japonlar bulmadan çok önce yani.
yok ananem çekik gözlü değildi.

mevlit şekerleri yedim ben.

kesmeşeker....
he evet çayşekeri.



hayatına güzellik kat... korkma, sıfır kalori...
işte,
o sular şekerler
sıradan değildi diyorum;
güzelleşmişlerdi.

neden?
güzelliğin kaynağından gelen,
güzel sözler dinlemişlerdi.

reçetede ne mi yazıyor?
dedim ya
sözler...
güzel sözler.


K®HAN

22 Şubat 2009

OLMAZ DİYE BİRŞEY YOK!

bir okul hayal ediyorum.

gel diyen yok,
git diyen yok,
devam problemi yok.
sorgu yok,
sual yok,
vize yok,
final yok.
haliyle diploma da yok.
sağlık olsun,
zaten gerek de yok.
bir tek amfisi var,
kontenjan sınırı yok.
öğreten var,
öğretmenim diyen yok.
ışığın girdiği her yere uzanabilir sesi,
hayalin bir sınırı yok.
kapısında, “dinleyip dinlememek
öğrenmek isteyenin problemi olsa gerek.” yazıyor.
e başka söze de gerek yok.

işte! hayallerimdeki okul...
bu kadar yokluk içerisinde açılan okul ancak bu kadar olur.
pes yani bu kadar olur.
bundan iyisi...
kayısının öteki teki yani.

baktım zemin müsait,
“ben hayallerimi bu platformda gerçekleştirmeyeceğimde
hollywood stüdyolarına mı kaptıracağım” dedim

açtım gitti..
ve hemen yazıldım.

zira,
evrak isteyen bir prosedürü dee,

bağış bekleyen bir müdürü de
yook.

ta ta ta taam!

ELCHATTABİB
HAYATA TEKNİK DESTEK YÜKSEK OKULU
işte şu gökkubbenin altında görülen derslerden bir iki örnek.

hayırlı uğurlu olsun.

siz de buyurun efenim,
teklif var, ısrar yok.


not: faaliyetteydik aylardır evet.
ne bileyim bir açılış yapmak gerekir diye düşündük.
ama resmi değil...
samimi olsun istedik.
olur inşallah.

K®HAN

1 Şubat 2009

ENAYİYİM BEN (20 lira)


iş dönüşü...

otobüs bekliyorum...

durak biraz kalabalık,

hava hafiften yağmurlu.

hem kalabalığa sıkışmamak,

hem de özlediğim yağmurla
daha yakın olmak için,

biraz dışında,
önünde duruyorum durağın.

otobüsün gelişini kontrol etmek için
gönderdiğim bakışlarımı
geri topladığımda fark ediyorum;
yanıma biri dikilmiş.


selam veriyor,

selam veriyorum….

ve hemen ekliyor;


-beyefendi eğer isterseniz size bunu satabilirim.
uzattığı eline bakıyorum; Yeşil…

para bu … 20 lira olmalı.

-ne bu?.. hatıra parası filan mı?

-yo hayır... bildiğiniz 20 lira....
size bunu 25 liraya verebilirim
.

İyi giyimli biri.
temiz yüzlü… mütebessim ayrıca.
acaba kriz yüzünden mi böyle?....
kriz yüzünden, kriz geçiriyor filan olmasın diyorum.
ya da bende bişeyler var;
kriz değilse "keriz" bir görünüm sergiliyor olabilirim.
zoraki bir gülümsemeyle soruyorum;


-20 lirayı, 25 liraya satıyorsun öyle mi?


-evet .

-alnımda keriz filan mı yazıyor benim?


-yok estağfurullah..
diyor.
ben ciddiyim...
hem size çok uygun ödeme seçenekleri sunabilirim.


-hasbinallaaah.

çattık yahu akşam akşam... deli mi ne!..
diye geçiriyorum içimden,

bir yandan da göz ucuyla geciken otobüse bakarken.


bu "süper" teklifi biraz da sertçe reddetmek için
tekrar dönüyorum…

adam yok!!!!….

duraktaki kalabalığa göz gezdiriyorum...

yok!

durağa otobüs de uğramadı!
durağın yakınlarına filan bakıyorum…

yok yok yok!!!!!!

garip davranışlarımdan insanlar huzursuzlabilir,
bırakıyorum.

kimdi bu? ne yapmaya çalıştı? nereye kayboldu? derken,

birden çantamdaki laptop aklıma geliyor.
yok yok çalınmadı hayır
onu demiyorum.



İşimi gören bir tanesi olduğu halde,
bunu da alıvermiştim.
en son model.
peşin fiyatı 2000 liraydı,

karta çektirdim, 18 ay taksit, 2500 lira ödüyorum....

ve e
vin önünde duran arabam....
satın almak için bankadan 20 000 lira çekmiştim,

karşılığında 25 000 ödüyorum.


neden kızdım ki ben bu adama!???


enayiyim işteee....
alnımda yazsa yeri var.

oran aynı.

bu oranda ve bu derece, enayiyim ben evet.
ve deli sandığım o adam,
ne yazık ki günümüzde
akıllılık olarak değerlendirilen bu hatayı

yüzüme vurmadan,
zihnime kazımıştı
utandırmadan.
..
bu derece akıllı idi
ve bu oranda da nazik.

bir teşekkür bile edemedik.

seyyar bankacı mı?
yok canıım!
var mı böyle bir meslek...
tamam,
bankacı da umudu kesince
ansızın kayboluverir böyle ama,

öyle olsa,
bezdirinceye kadar ısrar etmez miydi?


yoksaa
....
yoksa evliya mıydı!?


-BiTTi-

Şimdi de bu yazının baş tarafı :

şehirde evliyalar kol geziyordu…
.......
abartmayalım...
bu hikaye için bize bir evliya yeter.
ya da evliya gibi bir adam…
hikmetli birkaç söz edecek o kadar.
almak isteyen alır nasihatı.
kimseye hiçbir şey zorla satılmaz.

neyse,
hikayemiz bir durakta başlıyor.
baş rolde de ben varım.
lakin şunu hemen belirtelim;
halihazır durumum senaryodakiyle
aşağı yukarı aynı olmasına rağmen
ben böyle bir olay
hiç yaşamadım.
ve motoorr.

iş dönüşü...

otobüs bekliyorum...

durak biraz kalabalık
,
...........

K®HAN
bankacı, enayi, evliya, hadise, hikaye, hikmet, keriz, kredi, kredi kartı, laptop, lira, mütebessim, nasihat, okumacı, para, şehir evliyaları

30 Ocak 2009

BUNU SİZ İSTEDİNİZ



siz,
kampanyalar, mitingler düzenlediniz,
nerede bir kanayan yara varsa
kendi halinize bakmadan,
din, dil, ırk farkı gözetmeden,
varınızla, yoğunuzla, zekatınızla, kurbanınızla
dünyaya el uzattınız.
fakirdiniz, cömertlikte rekorlar kırdınız.
yazdınız, çizdiniz.
savaş durdu ama devam etti duanız.
velhasıl,
kim olduğunuzu hatırladınız,
ve tüm dünyaya hatırlattınız

sonra başbakanınızı
dünya barışı konusunda
batınen kof, zahiren mutantan,
aslen içi boş, görünüşte tantanalı
davos diye bir yere çağırdılar,
o da gitti.
olanları da seyrettiniz.
ne yapsın isterdiniz?
......

alınan bu tavır
doğruysa da, değilse de,

sorumlusu sizsiniz

çünkü bunu siz istediniz.


dünyanın gözü önünde
ağzınız kapatılmak istense de,
ısrarla mazlumdan yana olarak
fosfor bombalarına bedel
ve onlardan daha aydınlık
bir ramazan topu patlatmak...

bunu siz başardınız.

tebrikler Türkiye
ve tebrikler halis niyetimizi görüp
bize güvenen ve desteğini bizden esirgemeyen
Alem-i islam.

K®HAN

Erdoğan :" Yumuşak başlıyım ama uysal koyun değilim.
bu sözü bir yerden hatırladınız mı?


Diplomaside öfke ve kibir


Diplomasi tarihinde ender rastlanacak ve unutulmayacak bir olay yaşandı. Eşit konumdaki iki konuşmacıdan birisine 25 diğerine 12 dakika süre verildi. Kısa konuşma süresi verilen ve cevap hakkı engellenen Sayın Erdoğan birinci bölümdeki soğukkanlılığını değiştirdi, ağır ve hüküm içeren bir konuşma yaparak salonu tek etti. Daha sonra Sayın Erdoğan basın toplantısında tepkisini panel moderatörünün âdil davranmaması ile ilgili olduğunu söyleyerek köprüleri atmadığını belli etti. Mamafih Sayın Simon Peres de hemen arayarak özür diledi.

Daily Telegraph gazetesinin başlığı: “Türk lider, İsrail Cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmadan hışımla çıktı.” şeklinde. Ve şu ifadeleri: “İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ülkesinin son bir ayda Gazze’ye yaptığı saldırıyı hararetle savunmuş ve sesini yükseltip parmağını sallayarak, Erdoğan’a her gece İstanbul’a füze atılsa ne yapacağını sormuştu. Yanıt vermeye çalışan Erdoğan’ın sözü kesildi. O da ‘Konuşmama izin vermediğiniz için bir daha Davos’a geleceğimi sanmıyorum’ diyerek kalktı ve konferans salonundan çıkıp gitti.” şeklinde konuyu özetliyor.
..........

Klasik diplomatlara göre bir haksızlık varsa ve söz verilmediyse tepkinin sadece bir açıklama ile olması yeterlidir.

Sonuç aldırıcı bilimsel diplomasi ise krizi fırsata dönüştürecek beden dilinin kullanılmasıdır.’

Bilimsel diplomaside amaç sorunu çözmek ise diplomatik dil ve üslup için “Diplomat gibi hem hikmetli hem nazik, çocuk kadar hem saf hem de ısrarcı olabilmek” amaçlanmalıdır.

Niyet’in bilimsel bir kategori olduğu anlaşıldıktan sonra iletişim teknikleri yeniden yazılmaya başlandı.

Çünkü niyet ‘Non verbal comminication’ olarak tanımlanan iletişim biçiminde beden dili şeklinde ses tonu, konuşmalardaki eşik altı vurgulara, mimik ve jestlere yansıyarak dinleyicilerin beyinlerinde ayna nöronları harekete geçiriyor ve etkileme gücü artıyor.

Beden diline iletişimin %70-80’ini oluşturan duygusal aktarım ayağı da denebilir.

Büyüklerimizin ‘Samimiyetin dahi kerameti vardır’ telkini bilimsel olarak artık doğrulanıyor.
........

29 Ocak 2009 Davos, dünyanın İsrail propagandasını fark etmesini sağlayacak bir kırılma yaşattı. Dünya Yahudilerine her istediklerinin kendi menfaatlerine olmadığını anlatmak ve dünyanın geri kalanları ile adil bir ilişki kurmaları zaruretini öğretmek için iyi bir fırsat yaşıyoruz.

Sayın Erdoğan’ın son konuşmayı yaparken bacak bacak üstüne atması, mütevaziliği terk etmesi, kararlı ve tutarlı konuşması yerinde idi. Eğer salonu terketmeseydi büyük bir hata yapabilirdi.

İçinde öneri olan kontrollü, haklı ve mantıklı gerekçelere dayalı öfkeli tavır içtenlik içeriyorsa ancak bilimsel olarak ikna edici ve ciddiyeti çağrıştırıcı etkisi ortaya çıkar.

Sayın Erdoğan’ın tavrı diplomasi’de olgu olarak değerlendirilecek sonuçlar çıkaracak niteliktedir. Mazlumların onurunu koruyan bu tavır son çare olarak ve yerinde kullanılırsa etkili olmaya devam eder.

İletişim psikolojisi açısından eleştirilebilecek tek yönü ‘Ben dili yerine sen dili’ kullanmasıdır.

Ben bu duruştan İsrail içindeki barış isteyenlerin elinin de güçlendiğini düşünüyorum.

’Dünyanın desteğini kaybediyoruz, yalnızlaşacağız, değer verdiğimiz şeyleri kaybedeceğiz’ diyen barışcıl ve laik İsrail toplumu özeleştiri yapabilirse Ortadoğu ve dünya barışı için ümitlenebiliriz.

Sayın Erdoğan’ın içinde öneri olan bu öfkesi ancak alkışlanabilir.

prof. NEVZAT TARHAN
ntarhan@gmail.com


Diplomasi

...............
Doğrusu, Türkiye’nin dünyadaki bütün cinayetlerin, katliamların hesabını sorabilecek, ezilenlerin hakkını savunacak bir ülke haline gelmesini çok isterim.
Ama buna, Davos’ta Peres’e kızmak yetmiyor.
Bunun için önce kendi evini düzeltmen gerekiyor.
Kendi ülkendeki cinayetlerin de hesabını sorman gerekiyor.
Faili meçhul cinayetler nedeniyle yargılanan birine madalya vermemen gerekiyor.
............
Ahmet Altan - 31.01.2009


samimiyetin kerameti :

Evet, velâyetin (evliyalığın) kerâmeti olduğu gibi,
niyet-i hâlisanın dahi kerâmeti vardır. Samimiyetin dahi kerâmeti vardır. Bâhusus lillâh için olan bir uhuvvet (kardeşlik) dairesinde ki kardeşlerin içinde, ciddî, samîmi tesânüdün (dayanışmanın) çok kerâmetleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemâatin Şahs-ı mânevîsi bir velî-i kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta (ilahi yardımlara) mazhar olur.
İşte ey kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'ân'da arkadaşlarım! Bir kal'ayı (kaleyi) fetheden bir bölüğün çavuşuna bütün şerefi ve bütün ganîmeti vermek, nasıl zulümdür, bir hatâdır; öyle de, şahs-ı mânevînizin kuvvetiyle ve kalemleriniz ile hâsıl olan fütuhâttaki inâyâtı (zaferlerdeki yardımları), benim gibi bir bîçareye veremezsiniz!
Alem-i islam, birliktelik, davos, diplomasi, erdoğan, fosfor bombası, ittihat, iyi niyet, keramet, peres, ramazan topu, samimiyet, son dakika, uysal koyun, yumuşak başlı, şahsı manevi

21 Ocak 2009

Ben BARACK HUSSEIN OBAMA



ben Barack Hussein Obama,
kendisine 60 yıl önce
lokantada hizmet verilmeyen
bir adamın oğluyum.

gün görmüş yaşlı bir teyze gibi,
sen bu akılla fazla yaşamazsın.
sus evladım...
konuşma...
diyesim geldi dün
ABD nin yeni başkanı Barack Hussein Obama'nın
yemin törenini izlerken.
amerikanın pek değişmez
- görünenden daha derin- bir siyaseti vardı,
ve değiştirmeye çabalayanlar fazla yaşamamışlardı.
aynen bizdeki gibi...
başkan Kennedy'i hatırlayınız.

peki neydi beni böyle düşündüren?

pek çok sebep var.
umduğumdan daha da çok...

ABD tarihinde 270 yıl kölelik,
350 yıl ırk ayrımcılığından sonra
geçmişte otobüste oturma hakkı olmayan bir siyah adam
amerikanın en ayrıcalıklı koltuğuna oturuyor
bununla kalmayıp yemin ettiği kürsüden dünyaya
''babasına 60 yıl önce lokantada hizmet verilmeyen bir adam
şimdi beyaz saraya çıkarak yemin ediyor
''
diyerek amerika gerçeğini özetliyor.

işte, açık sözlülük ve cesaret.....

birkaç satırın daha altını çizelim;

ABD başkanı olarak görevimi, sadakatle yerine getireceğime
ve elimden geldiği ölçüde ABD anayasasını muhafaza edeceğime,
koruyacağıma ve savunacağıma and içerim.
Allah bana yardım etsin.


Allah bana yardım etsin” ibaresini yemin metninde olmadığı halde kullandı.

Kongredeki törende takdim edilirken, ikinci adı “Hussein” yerine “H” kullanılan ve “Barack H. Obama” olarak tanıtılan Obama,
yemin ederken, “Ben Barack Hussein Obama” diyerek yeminine başladı.

"Müslüman dünyasına seslenmek
istiyorum,
Yeni bir çağı başlatmak istiyoruz.
Karşılıklı çıkarmalarımız ve beklentilerimiz doğrultusunda
işbirliği yapacağımız bir barış çağı..
Artık savaş ve şiddetle bir şeyler elde edeceğini sananların
bizi kandırmasına izin vermemeliyiz.
Yumruğunuzu açın. Elinizi sıkmak istiyoruz.....
Dünya artık değişiyor bizde değişmek zorundayız.
Alçakgönülükle ve şefkatle..."

"Bazıları bizim hedeflerimizi ya da kararlılığımızı sorguluyor,
sistemimizin artık çok büyük planları kaldıracak kadar
kuvvetli olmadığını iddia ediyor.
Ama onların hafızaları kısa vadeli.
Bu ülkenin nerelerden geçtiğini unutmuş gibi görünüyorlar.
Özgür kadınlar ve erkeklerin karar verdikleri zaman
ve ortak hedefler doğ
rultusunda hayal gücü birleştiğinde
cesaretle yola çıkıldığında
neler başarılabileceğini unutmuş gibiler.
Onların ne yazık ki anlayamadığı şey
artık siyasi çatışmalardan uzaklaşmamız gerektiği.
Artık bizi bugüne kadar meşgul etmiş çatışmalar
hedeflerimize ulaşmamızda bize katkı sağlamayacak....
Eğer bunları gerçekleştirebileceksek ilerlemeye devam edeceğiz.
Akıllıca harcayacağız bütçelerimizi ve
bütün çalışmalarımızı gün ışığında gerçekleştireceğiz.
Ancak bu şekilde halkımızın bize inancını pekiştirebilir
güvenini tekrar tesis edebiliriz.

Piyasanın gerektirdiklerini boş verin.
Özgürlüğü yayma ve zenginlik mücadelesi tabii ki hedef.
Ama bu kriz bize bir ders öğretti.
Artık piyasa sadece zengin olanların yanında olursa,
sürdürülebilirlikten bahsetmek söz konusu
bile olmayacaktır.
Artık fırsatları herkese götürebildiğimiz sürece zenginleşebileceğiz
ve bu zenginlik sürdürülebilir kılınacaktır.
Bu sadece sadaka vermek şeklinde olmayacaktır.
Ortak çıkarlarımız doğrultusunda ilerleyip,
herkese bu şartları eşit olarak götürebildiğimiz derecede
büyümeye devam edeceğiz.

Ortak savunmamız söz konusu olduğunda ise
bizler güvenliğimizle ideallerimiz arasında
seçim yapmak durumunda değiliz.
Asla böyle düşünmeyin. Kurucu atalarımız,
bizim sadece hayal edebileceğimiz zorluklarla
karşı karşıya geldikleri zaman,
hukukun üstünlüğü ve insan haklarının
temel alındığı metinleri kaleme aldılar.
Ulusumuza nesiller boyunca kıl
avuzluk etmiş olan ilkeler bunlardır.
Ve biz güvenliğimiz için bu ilkelerden vazgeçmeliyiz gibi
bir düşünce asla ve asla egemen kılınmamalıdır.

Eski nesiller komünizmle, faşizmle mücadele ettiler.
Sadece tanklar ve roketlerle mücadele etmediler.
Ama kararlılıkları ve adanmışlıklarıyla taahhütleriyle
sadece gücün bizi koruyamayacağını anladılar.
Ve istediğimizi yapmak gibi bir lüksümüz olmadığını ifade ettiler.
Gerçekten gücün temelinde güvenlik, inanç, davalarımızın haklılığı,
hukukun üstünlüğü ve insan hakları vardır.
Gücümüz buradan gelir.

Osmanlıların tavırları ise açıklanacağı gibi tamamen müdafaaları ile ilgilidir ve ölçü
“Kuvvet Haktadır” yani haklı olan kuvvetlidir.
(Grenard. a.g.e.. s. 98)

evet,
Obama,
bizim asırlar öncesinden beri bildiğimiz
yakın tarihimizde bize unutturulan,
ve bizim bir çoğunu unuttuğumuz,
ve tekrar hatırlamaya başladığımız,
onların el yordamıyla keşfettiği,
belki deneme yanılmayla geldiği,
insani hak ve özgürlüklerden bahsetti.
bu haklar daha önce amerikan halkına büyük ölçüde tanınmıştı
fakat bu sefer Obama'nın sözleri tüm dünyayı kapsıyordu.

Obama'nın anne ve babası,
babasının yabancı öğrenci olarak geldiği
Hawaii'de tanışmış ve evlenmiş
ve Barack Obama 2 yaşındayken boşanmışlar.
Obama anne ve babası boşandıktan sonra
babasını ABD'ye olan ziyareti sırasında
1971 yılında sadece bir kez görmüş.

ben babasız büyüyen bu yetim çocuğa güveniyorum.

bush'un görevinin sona erişi için şükrediyor,
törende Papaz Rick Warren tarafından yapılan
Allah ona cesaret versin,
şefkati bol ve cömertliği tam olsun.” şeklindeki duaya da
gönülden amin diyorum.

K®HAN

Rosa Parks
Atlı karınca
Karaların yeri neresi
Bu atlı karıncada;
Binmek istiyorum, söyleyin bana.
Güneyde bir kasabada
Beyazlarla karalar
Oturamaz yan yana.
Güneyde trenlerde
Zenci vagonu ayrı,
Otobüste yerimiz en arkada.
Ama atlı karıncada
Yok ki arka sıra.
Hangi ata bineyim
Benim derim kara.

Langston Hughes


15 Ocak 2009

SADE-CE

haksızlıklar karşısında
gerekince ve
gerektiğince tavır alman
gerekirse.

gerekirse,
çocukları yaşatmak için,
terketmen yaşamı.
hazır olman
gerek.

yapman
gereken çok basit.
bilenlerden birini
biraz dinlemen
gerekecek;
.............
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

Nazım Hikmet Ran' ın sanılan
aslında yalcın ergire ait olan ve hatta
dus hekimi 2 isimli kitabının 13. sayfasında yer alan
"basit yaşamak" adıyla da anılan şiiridir,
ancak komik bir şekilde internette
"nazım hikmet" imzası ile forward edilip durur.
burada bu şiir ve komik öyküsü yer alıyor.

neler oluyor şu hayatta yahu diyerek
kıvıralım, inandığımız yalanı doğrultalım.
saftirik beni uyandıran xibalba ya
nasıl teşekkür etsek bilemeyelim. :)
ve konumuza dönelim.


Vatanında ölmeyen iki kere ölür.İ. Habib Sevük

Nazım Hikmet, ölümünden 46 yıl sonra Türk vatandaşlığına yeniden kabul edildi.
iade-i itibar kararı 06 Ocak 2009, salı günkü bakanlar kurulu'nda alındı.

bu gün ise O'nun doğum yıldönümü
.....
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani....

vatanında sade bir mezar istemişti.
vatanına kavuştu lakin,
zannederim sadeliği kaybedecek.
olsun...
hoşgeldin Nazım hikmet
ve iyi ki doğdun.

K®HAN

10 Ocak 2009

BU BİR FIRSATTIR

anlamak için,
bir yetimin gözyaşlarıyla cilalanmış,
perdesiz gözlerinden bakmalı hayata.

ve okşanası saçlarında görebilmeli cenneti.

insanlık adına ve
O En Mübarek Yetimin (s.a.v.) hatırına,
bir yetim sevindirmeli…
bu bir fırsattır.
bilmeli…


  • BAŞBAKANLIK FİLİSTİN YARDIM KAMPANYASI(T.C. Ziraat Bankası Aşağıayrancı Şubesi Hesap no: 555 555 55 )
  • CANSUYU
  • DENİZ FENERİ DERNEĞİ
  • İHH
  • KIZILAY (Tüm bankaların Türk Kızılayı 2868 hesap numaralarından)
not: bu liste alfabetik olarak düzenlenmiştir ve yardım kanallarının tamamını yansıtmamaktadır.

K®HAN
SERGİ

2009 kış katliamları sponsoru cocacolla sunar.
ferhatcguter sergilemiş...